
Gelişmiş ülkelerde sigorta sektörü ekonominin lokomotifi durumunda. Finans piyasalarını peşinde sürükleyen bu sistem aynı zamanda sıcak nakit akışını da sağlar.Ancak bizde rakamlar olması gereken seviyelerin çok gerisinde. Sektördeki şirketler ise sisteme daha fazla nakit katabilmek için kendi kısır daireleri içinde mücadele verip çıkış yolları aramaya çalışırken birçok insan da sigorta şirketlerine güven duymuyor.
Geçmişte yaşanan kötü örnekler olumsuz havanın yayılmasını sağladı. Batan sigorta şirketleri ve mağdur olan insanlar bu olumsuz havayı toplumun katmanlarına ve hafızasına yerleştirdi. El konulan sigorta şirketleri mağdurlarına çözüm üretilmemesi, Türkiye'deki bir çok sigorta şirketinin öz kaynaklarının yetersiz olması nedeniyle hasar ödemelerini zamanında yapmaması gibi etkenler vatandaşın sigortaya olan güvenini sarstı.
Güvensizlik rakamlara da yansımış durumda. Türkiye'de kişi başına sigorta primi üretimi 40 dolar seviyelerinde seyrediyor. Sektörün büyüklüğü ise yıl sonunda 4 milyar dolar olması bekleniyor. Bu rakamlar henüz çok küçük. Dünya sigorta prim üretiminde ABD 736 milyar dolar ve yüzde 34 pazar payı ile birinci, Japonya 453 milyar dolar ve yüzde 21ile ikinci, İngiltere ise 181 milyar dolar ve yüzde 8,4 pazar payı ile üçüncü sırada yer alıyor. Tabii ki dünya ölçeğine kıyaslandığında Türkiye'nin pastadan alacağı pay çok daha büyük.
Geçen haftaki yazımda 'Bireysel Sigorta'nın tutmadığını söyleyerek diğer poliçelere haksızlık yapmış olmayalım. Yıllarca halk arasında emeklilik olarak bilenen hayat branşında sigorta şirketleri poliçe sattılar. Bugün gelinen nokta ortada. Durum trafik sigortalarında daha farklı değil.
Zorunlu olmasına karşılık trafikte seyreden otomobillerin yüzde 20'si sigorta kapsamı dışında. Söz konusu sorumluluk sigortası yaptırmayan araçların trafikten men edilmeleri, sürücülerinin para cezasına çarptırılmaları gibi müeyyidelere yer verilmesine rağmen trafik sigortası uygulamasında karşılaşılan sigortasız araç sorunu sosyal ve ekonomik açıdan önemli boyutlara ulaşmış durumda.
Diğer yandan kasko sigortası yaptıranların oranı ise çok daha vahim. Çarpma, çarpılma, yanma gibi standart teminatların yanı sıra deprem, sel-su baskını, terör, ferdi kaza gibi teminatlardan oluşan bir güvence sunuyor. Oysa Türkiye gibi ülkelerde risk faktörü daha yaygın. Yağmur suları otomobili sürükleyip götürebileceği gibi hırsızlar çalıp yüz eşit parçaya bölüp trafikten men edebilir. Bu ülkede bunların olması adiyattan vakalar. Bu ihtimallerin birisinin ya da hepsinin gerçekleşmesi mümkün.
Diğer yandan konutlarda sigorta alışkanlığı yok denecek kadar az. Kısa adı DASK olan Doğal Afet Sigortası Kurumu ile 5 yıl önce konutlara sigorta zorunluluğu getirildi. Ancak 13 milyon konutun olduğu Türkiye'de, 99 yılındaki depremin ardından 2 milyon konut Zorunlu Deprem Sigortası yaptırdı. Aradan 5 yıl geçti; bu rakamın en az üç kat artması beklenirken sayı 1 milyon 800 binlere düştü. Bireysel emeklilik, hayat, kasko sigortası poliçe sayıları henüz çok düşük seviyelerde.
Önümüzdeki yıllarda ise doğal afetler ve terör olaylarından dolayı tarifelerde ve muafiyet oranlarında yükselme bekleniyor. Yıllardır sigorta şirketleri arasında yaşanan en ucuz poliçe satma yarışı sektörü derinden etkiledi. Rekabet sektörün teknik kârını düşürdü. Tekrar eski günlere dönmemesi için sigorta sektörünün yeni argümanlar oluşturup çeşitli seçeneklerle müşterinin karşısına çıkması gerekiyor. Aksini düşünmeden!
'Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi' mi?
İnsanlarımızın başta kendisine, çevresine, devletine ve tüm insanlığa yararlı olabilmelerinin vazgeçilmez koşulu, bedenen ve ruhen sağlıklı olmalarına bağıdır.Sağlıklı bir toplum olduğumuzu kimse iddia edemez. Düzenleyici, denetleyici ve en önemlisi sağlık sorunlarına çözümler üretici olması gereken devletin birimleri bu konumdan oldukça uzaktadır.
Çağdaş uygarlık özleminde yirmi birinci yüzyıla üç kala sağlık güvencesinin, özellikle genel sağlık sigortasının hayata geçirilememiş olması yüz kızartıcı bir durumdur. Yılların birikimi sorunlar çözümsüz kalınca başta genel sağlık kurumları olmak üzere, özel sağlık kuruluşları ve tüm sağlık çalışanları yok olmamak, ayakta durabilmek için köhnemiş yasa ve yönetmeliklere rağmen ve çoğunlukla onları kendi sorunları paralelinde yorumlayarak çareler bulmaya çalışıyorlar. Sonuçta mizah romanlarına ilham verebilecek garip durumlar meydana gelmektedir.
Yıllardır dillerden düşmeyen, söylene söylene inandırıcılığını yitirmiş özelleştirme uygulamaları sonucunda; mevcut konumu ile en müsrif olan devletin, ticari hayattan çekileceği ve bunun sonucunda devletin asli görevleri olarak öngörülen milli savunma, temel eğitim, genel sağlık ve adalet fonksiyonlarını daha canla–başla yürüteceği söylendi durdu. Doğrudur veya yanlıştır. Bu, iktidarların siyasi tercihidir. İyi icraat yapıyor görünerek sonu belirsiz beklentilerle zevahiri kurtarmayı amaç edinmenin devlete kan kaybettirmekten başka sonuç getirmeyeceği aşikârdır. Bilinmelidir ki, Hakkari'den Edirne'ye kadar bir coğrafyada yaşayanlar, yaşanan zilleti hak etmediler.
"Devlet; ekonomik fonksiyonları itibariyle küçültülecektir." denmesine rağmen tedavi hizmeti gören sağlık kurumları bilinen malum ihale prosedürleri kullanılarak ilaç ve tıbbi malzeme alımları yaparak devletin bizzat kendisi, ilaç ve tıbbi malzeme ticareti yapmakta; bu ticaretten kâr edeceğim diyerek sağlık kurumlarının bazı açıklarının kapatılacağı iddia edilmektedir. İlgili yasa hükmünde bu tür alımların birinci elden yapılması şartı varken büyük çoğunluğu ile paravan ticari kuruluşlardan temin edilmektedir. Perakende tüketimini hastasına yapan sağlık kurumu, tedavi giderini hastadan veya hastanın bağlı olduğu kurumdan talep ederken, hastanın kullandığı ilaçların (özellikle orijinal ambalajlı pahalı ilaçların) fiyat küpürlerini ibraz etmemektedir. Bu keyfiyet, tedavi faturalarının olması gerekenden daha kabarık olmasına yol açabilir. Benzer durum, ilaç yönüyle aynı talebi karşılayan serbest eczane, ilaç fiyat küpürlerini barkodlarıyla fatura ekinde ibraz etmek zorundadır. İstismara müsait benzer durumlar Emekli Sandığı, Bağ–Kur ve SSK gibi sosyal güvenlik kurumlarında da görülmektedir. İlaç fiyat küpürleri temin edilerek hayali reçete yazdırma, ilgilisi olmadığı halde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşu mensubu adına ilaç yazdırma en yaygın istismarlardır.
Görüldüğü gibi iştah kabartan ve göz yumulduğu için gün geçtikçe gelişen bu rant, denetim altına alınmaz ise sağlık sektörü, telafisi güç açmazlara düşecektir. Benzer durum diğer sektörlerde de paralel bir seyir izlemektedir. Sonuçta gelinen nokta bir tıkanmadır.
Sağlık sektöründeki tıkanmanın ağırlıklı kısmı ile çözümü genel sağlık sigortasının hayata geçirilmesinden geçer. Bunun için mevcut insan potansiyelimizin tümünün kayıt altına alınması gerekmektedir. Bilgi bankasına işlenecek bu kayıtlar sayesinde istenir ise, ülke ekonomisinde sık sık şikayet konusu olan insana bağlı kayıt dışı ekonomik potansiyelden tümüyle yararlanmak mümkündür. Yaradan; her yarattığı insana parmak ucunda bir kod vermiştir. Bu kod miktar olarak sonsuzdur. Biri, diğerine benzememektedir. Bu benzememe hali Adem Aleyhisselam'dan bugüne kadar devam ettiği gibi insanlığın gelecek jenerasyonlarında da aynen sürecektir. Bu gerçekten hareketle, parmak izi alınmış her kişi bilgi bankasına kodlandığında ölünceye kadar değiştirilemez sigorta numaralı, vergi sicil numaralı bir vergi mükellefi veya en basit deyişle o kodla anılan bir seçmen ya da bir yurttaştır. Böyle bir yurttaşa verilecek kimlik belgesi, ehliyet, pasaport vs.'de fotoğrafının bulunması mecburiyeti de şart değildir. İbraz edildiği anda bilgisayar ekranındaki parmak ucu kodu ile o kişinin parmak izi karşılaştırıldığında sahtecilik olup–olmadığı belli olur. Ya da üstünde hiçbir kimlik belgesi olmayan kişinin parmak izi bilgisayara yüklendiğinde o kişinin gerçek kimliği ekranda açığa çıkar.
1996–2000 yıllarını kapsayan Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda sağlık reformunun hayata geçirilmesi yüzeysel ve muğlak ifadelerle geçiştirilmektedir. Sağlık reformunun temel taşı daha önce değinilen genel sağlık sigortasıdır. Gelmiş–geçmiş yönetimlerin bu sorunun çözümünde ayak sürümesinin temel nedeni, sağlam mali kaynak bulamamış olmasıdır. Oysa ki, kararlı bir yönetim bu kaynağın, adeta bir sigara dumanı gibi savrulan bazı kamu harcamaları ile mevcut sosyal güvenlik kuruluşlarının rasyonel kullanılabilecek mevcut potansiyelinde olduğunu bazı popülist tavırlara girmez ise çok net görebilir. Sağlık gideri katılım payları vergi tahsilatına dahil edilebilir. Fon payı olarak yapılan vergi tahsilatlarına sağlık giderinin katılmasında hiçbir mahzur yoktur. Devlet gelirlerinin özünü oluşturan vergilerin toplanmasında gösterilen özen, sağlık gideri olan primlerinin toplanmasında da gösterilmelidir.
Öylelikle tek şemsiye altına alınmış ulusal sosyal güvenlik birimindeki havuzda birikecek olan sağlık gideri tutarları akılcı kullanılabilecek, dahası insanlarımız, kendilerini sağlık yönünden güven içinde hissedeceğinden tükettiği kadar ve giderek tükettiğinden çok fazla üretken olabilecektir.
Aşağıdaki e-mail mesajını Sema hanım ve Cevat bey göndermişler ve cevap bekleyen bir kaç soru yöneltmişler.
“Sigorta şirketleri iyi performans sergileselerdi, devlet teşvik etseydi, sigorta temsilcileri iyi eğitilselerdi, halk bu sigorta tekliflerini kabul etseydi “Ne olurdu?” diye bugün Gözetme Köşesi’nde soruyorsunuz. Bizce fazla bir şey değişmezdi. Neden? Biz sigorta sisteminin çok önemli olduğunun farkına yıllar önce vardık ve önemli ölçüde prim ödemekteyiz. 9 yıldan beri hayat sigortası primlerimizi ..... Sigortaya gününde yatırıyoruz. Evimiz her zaman sigortalıdır ve arabamızın kaskosunu hiçbir zaman ihmal etmiyoruz. Daha önceleri .... Sigorta olmak üzere, son iki seneden beri de sağlık sigortamızı .... Hayat Şirketine yaptırdık ve primimizi ödedik. Bu şirketten alacağımız var fakat sorumlu bulamıyoruz. ... Petrol’ün genel müdürlük binasına gittik, fakat koruma görevlileri bizi içeri almadı. Telefon numarası verdiler, arıyoruz ancak herhangi bir sorumluya ulaşamadık. Ne oldu? Ne zaman paramızı geri alacağız? Haklarımız başka bir şirkete mi devrolacak? Doğum paketi ödemiştik bu hakka sahip olabilmek için 2 yıl daha tekrar prim mi ödeyeceğiz? Primlerimizi tahsil edip şu anda bize cevap vermeyen, paramızı geri ödemeyenlerin yaptıkları yanlarına kâr mı kalacak? Sigorta yaptırın diyorsunuz kime nasıl güveneceğiz? Borcumuz var ama ödeyemiyoruz ne zaman da ödeyebileceğimizi bilmiyoruz demek bu kadar kolay mı? Sizce yabancı ortaklı sigorta şirketleri daha mı güvenli? Mahkemelerde vakit kaybetmek yerine başvuru için bir hakemlik müessesesi var mı? Sigorta şirketlerini denetleyen ve tüketicinin hakkını koruyan herhangi bir kurum var mı?
Elbette bu soruların muhatabı siz değilsiniz ancak sizi bir uzman olarak gördüğümüz için bir yol göstermenizi bekliyoruz.
Bu sorular ve sorunların yalnızca bize ait olmadığını düşünüyoruz. Hizmet ağı bu kadar dar iken, böyle problemler ile karşılaşan sigorta şirketlerinin sigortacılık genişlediğinde nasıl bir darboğaza girebileceğini tahmin etmek o kadar da zor değil. Lütfen bir dahaki yazınızda “Ne olacak?” diye sorunuz ki halk bütün gerçekleri öğrensin ve devlet önlem alsın. Sigortazedelerin çoğalmaması için herkesin elinden geleni yapması dileğiyle,
Saygılarımı sunar, teşekkür ederiz.
Sema-Cevat”
Sevgili Sema ve Cevat, son zamanlarda sigorta sektörü adına çok fazla özür diliyor gibi görünüyor olabilirim. İsmini vermiş olduğunuz üç sigorta şirketinin adını yayınlamadık. Bunun sebebi, bu şirketleri korumaya çalışmaktan ziyade meydana gelen olayın ayrıntıları hakkında yeterli bilgiye sahip olmamamızdır.
Problemler her zaman sigorta şirketi tarafındaki ihmalden kaynaklanmamaktadır. Problem çoğu kez yanlış bilgilendirme veya yanlış anlamalardan kaynaklanmaktadır. Bu durum bizi sorunun gerçek merkezine getiriyor; bu tip problemlerden kaçınmak için kim sorumlu olmalı? Yani kim haklı doğru olarak eğitmeli ve bilgilendirmeli?
Türkiye’de 20 bin deneyimli, profesyonel sigorta danışmanı olmalı, oysa şu anda bir kaç yüz tane bile yok. Üniversite mezunları kendileri için iyice düşünse sigortacılığın gıpta edilecek, profesyonel bir kariyer olduğunu göreceklerdir... Belki o zaman eğitilmiş olan halk hangi sigortayı, ne kadarlık bir tutarla alacağına dair en doğru ve uygun kararı verebilir. Bir problem olduğunda ise, sorumluluk müşteriye bu ürünü tavsiye eden sigorta şirketi namına sigorta danışmanındadır.
Bütün bu durumlar, sigorta danışmanı ile danışmanın temsil ettiği sigorta şirketinin karşı duyulan itimat ve güven ile ilgilidir.