Sigorta Şirketleri
       

Kategoriler

Sigorta Acenteleri

Genel Sigorta Haberleri
Hayat sigortası
Bireysel Emeklilik Haberleri
Trafik Kasko Sigortası
Sağlık Sigortası
Seyahat Sigortası
İşsizlik Sigortası
Şirket Haberleri
Zorunlu Deprem Sigortası
 
Sigorta Şirketleri » Şirket Haberleri » Markalaşmak Nedir?

 

Markalaşmak Nedir?

Sigortalardan.com Şirket Haberleri Markalaşmak Nedir? Sigorta Şirketleri,Markalaşmak Nedir?

Markalaşmak Nedir?

 

Ekonomide tansiyon yüksek. Hükümet, devletin Bütçe bohçasını yamamaya çalışıyor. Ne kadar başarılı olur, ne yapar bilinmez. Özel sektörün hükümeti beklemeye tahammülü yok. Peki, ne olacak şimdi?.. Kimsenin battık, bittik demekle kıyıya çıkması mümkün değil!..

Ölümden başka her şeyin çaresi vardır. Çare, sistemin içinde. Yeter ki, fotoğrafı iyi görün ve çevrenizdeki gelişmeleri, hislerinizden arınmış ve objektif olarak inceleyin... Ben gördüklerimi söyleyeyim, siz bildiklerinizle karşılaştırın. En azından bir beyin fırtınası estirelim. Türkiye, 1960’lı yıllardan beri Avrupa Birliği’ne girmek için uğraşıyor. Bazen bizim hatalarımız, bazen onların ayak sürümesi dolayısıyla bugünlere geldik. AB’nin mal, para ve insanların serbest dolaşımı olmak üzere 3 ayağı bulunuyor. GB ile malın serbest dolaşımı tamamlandı. İstediğimizi gümrük ödemeden satıyoruz, istediğimizi alıyoruz. İzin verirseniz, birazcık ukalâlık yapıp, AB’ye girmenin ve para kazanmanın yolunu söyleyeyim...

MARKA KAZANIYOR
Avrupa’da artık herşey ‘marka’ ile satılıyor. Uçak, otomobil, makine, fotoğraf filmi... aklınıza ne geliyorsa hepsinin bir markası var. Tişört, gömlek, ayakkabı, çorap, eşofman... marka ile satılıyor da zeytin, turşu, patates cipsi farklı mı?.. Hayır, artık onların ambalajında da marka var. Bindiğimiz uçaktan otomobile, giydiğimiz dondan eşofmana, yediğimiz incirden zeytine, taktığımız gözlük ten merceğe, kullandığımız silahtan tabancaya, evimizdeki telefondan mektup zarfına, büromuzda kullandığımız kahveden tencereye, su içtiğimiz bardaktan fincana kadar her şeyin markası var da bu malları satan firma ve marketlerin markası yok mu?.. Var. Hem de her biri uluslararası...

ONUN MARKASI VAR
Onun markası var. Bastı mı düğmeye, satar mı satar... Peki, Türk sanayicisinin markası var mı?.. Var ama çok az. Avrupa’da herhangi bir mağazaya girip ayakkabı, gömlek alın; sonra da, etiketi çevirip, altını okuyun: ‘Made in Turkey’ yazdığını göreceksiniz. İşi biz yapıyoruz ama marka başkasının!.. Marka olmak kolay değil. Mal üretip, üzerine etiket yazmakla iş bitmiyor. Marka olmak istiyorsanız, müşteriye hizmet vereceksiniz. Müşteri memnuniyeti denen olayı başaracak ve onunla bütünleşip, kendi ailenizin ferdi haline getireceksiniz.

Fiyatınız sizi de, onu da memnun edecek. Kaliteniz olacak ve bunu hep devam ettireceksiniz. Hasılı, çileli iş... Sadece çile değil, para da gerekli. Senelerin birikimi, tecrübe, bilgi ve işi takip gibi zor yolları aşıp, marka olmak, zor zanaat. Onun var, benim de olsun, demekle olmuyor. Bugün, Beyti kalkıp, marka olmak istese, olur ama; yüzmilyonlarca dolar yatırım yapması gerekir. Beyti, marka da, milletlerarası bir marka olmak isterse diyorum... Avrupa’nın çeşitli şehirlerini dolaşacak ve nerede, hangi müşteriye ne kadar kebap yediririm, diye araştırma yapacak. Bunlar zor olsa da, imkânsız değil. Bu konuda uzmanlar var. Bastırdın mı parayı, hangi şehirde, hangi semtte, hangi büyüklükte bir et lokantası açacağını ve günde ne kadar dolarlık tüketim yapacağını ve hatta Beyti’ye günde kaç dolar net kâr bırakacağını hesaplayıp, önüne koyuyorlar. Yeter ki, paran olsun. Beyti Güler bu işi yapar mı, yapmaz mı, bilmem.

Örnek olsun ve biraz da attığım tutsun, diye O’nu söyledim. ‘Florya’daki işim bana yeter’ de diyebilir, böyle bir şeye kalkışabilir de... Disiplinli adam, işini seven adam, işinden taviz vermeyen adam. Teşebbüs ederse, başarılı olur.

BİZ NE YAPIYORUZ?
Şimdi bizim sanayicimiz ne yapıyor? Gayet basit, fason çalışıyor. Elin adamı, “Şu, şu özelliklerde mal istiyorum” diyor ve kalıbı verip, gidiyor. Bizimki de, siparişe göre üretim yapıp, adama teslim ediyor. Bizimki 10 kazanıyor, elin adamı 1000. Türkiye’de 65 milyon insan yaşıyor. Doğrusu, Türkiye, büyük pazar. Bu kadar insan, tüketime aç, parası olsa ev de alacak, otomobil de. Tiril tiril elbiseye, boyalı ayakkabıya, ince şeritli beyaz çoraba da bayılırız. Ayrıca, belki 350-400 milyonluk bir pazarla da iç içe yaşıyor. Avrupa ve Amerikalı, malı kimin yaptığına değil, kimin sattığına bakıyor. ABD’li ve Avrupalı satış sistemini kurmuş ve yapmaktan çok, satmakla uğraşıyor. Malı biz üreteceğiz, biz tüketeceğiz ama adamların etiketiyle alacağız. Yani üretim bizim, marka onların.

ELİN ADAMI İŞİ BİLİYOR
Doğrusunu, yanlışını bilmem ama; Türkiye pazarının çok önemli olduğunu ve milli gelirden fert başına 4 bin dolar düşen bir ülkenin gözardı edilmediğini biliyorum. Elin adamı, mağazasıyla birlikte finansmanı da getiriyor. Onlar borç verecek, biz harcayacağız. Biz giyeceğiz, onlar kazanacak. Biz yiyeceğiz, onlar istifleyecek... Bu söylediklerim, tüketimle ilgili olanı. Sistem bu; işinize gelir, gelmez bilemem. Geçelim işin üretim ve hizmet sektörüne. Bu adamların, mağazalarını getirirken para da getirdiklerini söylemiştim. Parayla kalmıyorlar; senelerin birikimini, uzmanlarını, tecrübelerini, kalitelerini de getiriyorlar... Şartlarına uygun Türk ortak bulup; “Al sana para. Al sana uzman. Al sana mağaza” diyorlar. Çifte kızarmış kadayıf değil mi?!. Onunla kalsa iyi. “Akraban mı olur, komşun mu olur, gazete ilânıyla mı alırsın bilemem ama; şu kadar personel al, uzmanlarımız eğitsin” diyorlar. Yetmedi: “Raflara malları şöyle sıralayacaksın. Kapının yanına şunları, ikinci kata bunları, en üst kata onları koyacaksın” diye de yol, yordam gösteriyorlar. İyi değil mi?.. İyiliği, işi bilmekten geliyor. Sana, bana kalsa; malları üst üste yığar ve kapının önüne de bir sandalye çekip, bekleriz. Halbuki, onlar, onlarca metre uzaktan cazibesini hissettiren vitrinler kuruyor. Tüketimi artırmak, tüketiciyi iştahlandırmak için teknik kullanıyor. Aramızdaki fark bu!..

OLUR MU, OLMAZ MI?
Benim söylediklerim; gördüklerimle, duyduklarımla, okuduklarımla sınırlı. Olayın siyasi boyutuna karışmam. Memleket elden gidiyor, edebiyatı yapmam. Ben bildiğimi söylüyorum. Yabancıyla ortak olan kazanıyor. Adamlar çevreci oldu. Memleketlerinde sanayi istemiyor, hava kirliliğine tahammül edemiyorlar. Nüfusları da yaşlandı. Dışarda üretip, dışarda satmak işlerine geliyor. Şimdi moda bu. AB’nin ikinci ayağı olan sermaye işte böyle yürüyor. Eskiden makine satıyorlardı, şimdi know how satıyorlar. Yabancı ortak, yatırımcının ufkunu açıyor, onu en az 50-100 senelik bilgi ve tecrübe ile zenginleştiriyor, işini kolaylaştırıyor, yolunu kısaltıyor. “Yok babam. Ben kendim yolumu bulurum” diyen olur ve Amerika’yı yeniden keşfetmeye kalkışırsa kim ne diyebilir?!. Benim sözüm, giden trene binmek isteyenlere. “Yabancı ortağımız yok, peki biz ne yapalım?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Gayet basit. Yabancı ortağı olan veya ihracat yapanlarla işbirliği yapın!. “Buraya kadarını anladık. Peki, kimi bulup da ortak olacağız?”
derseniz; hemen cevabını vereyim: Bağlı olduğunuz meslek odalarına müracaat edin. Hepsi kimin ne istediğini biliyor. Bilmiyorsa da öğrenir. O kadar para ödediğiniz odaları, birlikleri biraz sıkıştırın. Çalışsınlar ve aldıklarını haketsinler.

Markayı marka yapanlar

Louis Vuitton'un monogram torba şeklinde çantası, Gucci'nin bizi atom karınca gibi gösteren kocaman gözlükleri, Chanel'in neredeyse dünyayla yaşıt kokuları, Vakko'nun klasik takımları ve Zeki Triko'nun ‘‘dünya plajlarında’’ görmeye alışık olduğumuz bikini ve mayoları... Hem dünyada hem de Türkiye'de ‘‘marka’’ tekrar yükselişe geçti. Klasik olanlar, yüksek fiyat politikasını değiştirmeyenler, sektöre yeni girenler, hatta her bütçeye uygunluğu sağlayıp dünyayı toptan üniforma gibi giydirenler... Hepsi bir marka olmanın peşinde. Çünkü iktidar onda!

Alışveriş bir çılgınlıktır ve asla önlenemez. Birçoğumuz için bu sözler doğru kabul edilebilir. Elimize geçen parayı son kuruşuna kadar harcamak bir yana, elimizde para olmayınca bile bir şekilde bulup buluşturup alırız alacağımızı... Peki ama bizi bu kadar etkileyen ve paralarımızı uğrunda saçmak için can attığımız şeyler nelerdir? Evet, hepsi bu sonbahar-kış sezonunda ‘‘marka giyinmenin’’ yeniden moda olduğunun bir göstergesi olan eşyalar. Ve hatta hepimizin yolda yürürken etraftaki insanların üzerinde gördüğü, vitrinlere bakarken artık tanıdık gelen ve halk pazarlarında bile taklitlerine sıkça rastlanan ünlü markaların, adlarıyla özdeşleşmiş eşyaları da denilebilir. Yeni kreasyonlar ve tasarımlar da çıkmıyor değil tabii... Sonuçta, size dolabınızda mutlaka ve mutlaka bulunması gereken birtakım markaların listesini veriyoruz ki, akımlardan uzak kalmayın (En azından bir-iki tane edinin). Bunların arasında en çok göze çarpanlar ve en çok kullanılanlar gibi bir liste yaptığımızda, bakın ortaya nasıl bir sonuç çıkıyor:

Yabancı markaların en standart trend’leri

Ralph Lauren'in en klasik koleksiyonunu oluşturan keten takımları hem erkeklere hem de kadınlara hitap eden kesimleriyle adeta vazgeçilmezler arasında ilk sıralarda...

Chanel yıllardır hem parfüm hem de makyaj alanında bir numara. Makyaj malzemelerinin renkleri çok canlı ve parfümlerinin kokusu birçok insanın aklını başından alıyor. Almasa bu kadar satılmaz zaten. Makyajda mürdüm eriği rengi ve kokuda da Allure...

Gucci'nin gözlükleri sadece pazarcılar tarafından değil diğer ünlü markalar tarafından da taklit edilip duruyor. Çok büyük ve geniş çerçeveli bu gözlüklerin özelliği herhalde, yüzünü saklamak isteyen ünlüler için yapılmış olması. Gucci'nin üstü kendi armasıyla baskılı çantaları ise her yaştan kadının gözdesi.

Çanta deyince akla gelen ilk isim: Louis Vuitton. Son derece şık gece çantalarının yanı sıra, gündüz de her yere kullanılabilecek tarzda olan büyük çantaları da çok moda. Özellikle de o meşhur monogram torbaları...

Fendi'nin hayvan desenli ceketleri ve pantolonları her yaştan insanın ilgisini çekiyor. Hayvan desenleri moda olmadan önce de Fendi vardı, hálá var...

Prada'nın en iddialı olduğu konu herhalde aynalarla süslü, gece ve gündüz giyilebilen tiril tiril elbiseleridir. Bir de tabii ki taklitleriyle adından çok söz ettiren, o meşhur muşamba çantaları... Pahalı ve muşamba ama yine de çok revaçta.

Giorgio Armani'nin gece elbiseleri sade bir şıklığın ve zerafetin temsilcisi olarak senelerdir giyiliyor. Hollywood ünlüleri de Armani'den vazgeçemiyor.

Versace'nin o meşhur kocaman desenli gömlekleri İbrahim Tatlıses'ten Mahsun Kırmızıgül'e kadar herkesin üzerinde... Dolabımızda bir tane bulunmazsa olmaz, olması için de yüklüce bir para ödemek lazım. Artık desenleri ve modelleri değişti, ama Versace gömlekleri yeni tarzlarıyla da çok moda, en trendy...

Calvin Klein'in sade ve spor şıklığı çok moda. Dünyanın her yerinde Calvin Klein marka etekler, ceketler ve tişörtler giyiliyor. Yeni nesil iş adamları ve iş kadınları hep ondan giyiniyor.

Kenzo ilk çıkış yaptığı yıllarda kokularıyla revaçtaydı. Şimdilerde Doğu ve Batı kültürlerinin bileşimini yansıtan şifon elbiseleriyle, trend'i yakalamak isteyenleri peşinden sürüklüyor.

DKNY eşofmanları ve spor ayakkabıları her zaman her yerde giyiliyor. Sinemaya giderken, evde otururken, yemeğe çıkarken, işe giderken, her yerde... Özellikle eşofmanın beyaz rengi çok moda ve değişmeyen bir trend'i simgeliyor. Uzun zamandır var.

Tiffany & Co dünyanın en büyük mücevher firmalarından bir tanesi. Ama onların en ünlü mücevheri ne ışıl ışıl taşlarla süslü, ne de göz alıcı renklerle... Bildiğimiz, böbrek biçimindeki gümüş kolyeleri, hem daha hesaplı, hem de yıllardır moda.

Yerlilerden vazgeçilmeyenler

Vakko'nun yıllardır kalitesi ve şıklığıyla en özel günlerimize şahit olan eşarpları ve takım elbiseleri, artık Vakkorama'da genç kesimin rağbet ettiği tiril tiril pantolon ve eteklere dönüştü. Ama Vakko her zaman Vakko...

Beymen'den en çok yararlananlar, ucuzluk zamanı o herkesin giydiği takım elbiseleri alanlardır herhalde. İster kadın, ister erkek olsun hiç farketmez, bu takımlar mutlaka giyilir.

Yargıcı'nın seneler boyu giydiğimiz eşofmanları hálá revaçta. Hele şimdi kış sezonu da gelirken iyice öne çıkacaklar.

Ertuğrul ayakkabıda bir trend yarattı. Bir devrin kadınları bütün gece ayakkabılarını Ertuğrul'a yaptırdılar ve hálá yaptırıyorlar. Ayrıca oradan alınan günlük ayakkabılar da kadınların dolaplarında baş köşeye yerleştiriliyordu.

Mithat Collection uzun yıllar boyunca erkek kıyafetlerinde bir numara oldu. Birçok erkek hem özel hem de iş yaşamlarında Mithat Collection imzalı kıyafetlerle dolaştılar.

Atalar'ın da kazakları çok meşhur. Hem yazlık ince merserizeleri, hem de kışlık kalın kazakları kadınların üzerinde görmek hala mümkün.

İGS, kendi imalatı erkek takımlarını çok uygun fiyatlara ve sürekli indirimlerle satıyor ve bu da onlara çok büyük bir müşteri kitlesi getiriyor.

Zeki Triko, Türk mayo sektöründe bir devir açtı. Her yaz başı insanlar gidip mayolarını ve bikinilerini Zeki'den aldılar. Bu durum şu anda aynen devam ediyor. Çok normal çünkü modelleri gerçekten çok güzel.

Damat erkek giyiminde çok uzun zamandır bir numarayı kimseye bırakmıyor. En şık takımlar, en gündelik ceket ve pantolonlar hep Damat'tan alınıyor.

. Markalaşmak Nedir? hakkında açıklamalar Markalaşmak Nedir? konusunda bilgiler Markalaşmak Nedir? hakkında Basında Çıkan Haberler

 

 

Şirket Haberleri Diger Sayfalar :

 

Editörün Secimi

Araç sigortaları

Nakliyat Sigortası

Hırsızlık sigortası

Eşya sigortası

Konut Sigortası

Online Trafik Sigortası

Özel emeklilik Sigortası

Özel Emeklilik sigortaları

Ölüm sigortası

Özel sağlık sigortası

Kapkaç Sigortası

Kaza sigortası

İşsizlik sigortası

Malullük sigortası

İşyeri Sigortası

Sigorta numarası

Eğitim sigortası

Danısmanlık Şirketleri

Ferdi Kaza Sigortası

Yurtdışı sağlık sigortası

Sel sigortası

Emeklilik yaşı

Tarım sigortası

 

 

Ara
En Çok Okunan
Okunma: 1
SSK da gün sayısı nasıl hesaplanır
Okunma: 0
Satış Teknikleri Nelerdir
Okunma: 0
İnsan kaynakları Nedir
Okunma: 0
Özel Finans Kurumları
Okunma: 0
İş yaşamında kişilik özellikleri
Resim
Banka işlemlerinde sigortalılık kontrolü
Banka işlemlerinde sigortalılık kontrolü

 

 

 

 

 |   |   | 
Copyright © 2007
Sigortalar Kadınlar