|
Motivasyon Teknikleri
Sigortalardan.com
Şirket Haberleri Motivasyon Teknikleri
Sigorta Şirketleri,Motivasyon Teknikleri
|
 |
|
|
| |
Ben motivasyon konusunda, profesör değilim. Hele bu konunun ordinaryüsü hiç değilim. Ama ben de motivasyon ustası Ord. Prof. Dr. Yoshio Kondo’yu dinleyenlerdenim. Kendimi bildim bileli gözlem yaparım. Başarılı olanlar nasıl ve niçin başarılı oluyorlar? Olmayanlar neden? Ama gençliğimde yıllarca traş olduğum Alaşehirli Berber Nihat Usta’nın makasını saç kesmediği zaman havada, boşlukta niçin şıkırdattığını doğrusu hiç düşünmemiştim. Ama cevabı bir Japon’dan Mr. Kondo’dan aldım. Nihat Abi işini hobisi yapmış da benim haberim olmamış. O makası boşta, havada şıkırdatışı da onun ritmi, temposu imiş. Vay canına... Siz hiç berberinize, saçınızı kesmediği anlarda havada, boşlukta makas şıkırdatmamasını söylediniz mi? Mr. Kondo söylemiş. Sonunda ne olmuş. Berberin verimi ve kalitesi düşmüş! Çünkü, o makası şıkırdatma onun ritmi imiş. İşini gerçekten seven insanlarda heyecan, tempo ve ritim olurmuş.. Japonlar, insanların spordan aldığı zevkin sebeplerini araştırıyorlar. İşi de spor haline getirirsek motivasyonda bir problemimiz kalmayacak diye? Yaptıkları araştırmaya göre de sporda zorlama yok. Monotonluk yok. Rutin değil. Gönüllü, bağımsız ve özgür. Heyecanlı, sürprizli gerilimli, ritimli, tempolu, tarafsız hakkaniyetli ve adil. Tabii bütün bunlar amatör sporda. Hepsinin gerekçesi de var. Sporda çaba, beceri ve yenilikçilik var. Takım çalışması var. Sporun parayla da ilgisi yok. Bay Kondo; Kobe depreminden herkes bir ders çıkardı. Biz de motivasyon konusunda çok önemli bir ipucu yakaladık, diyor. Japonların Kiken, Kitanai, Kitsui dedikleri 3 K, Amerikalıların Dangereous, Dirty, Demanding dedikleri 3 D faktörlerinin, yani insanların tehlikeli, pis ve çok şey talep eden işlerden hoşlanmadıkları prensibi (hadi bizim de literatüre katkımız olsun biz de, Korkulu, Kirli, Kazık işler diyerek 3 K formülümüzü Japonlara uyduralım) niçin Kobe depremindeki çalışmalarda etkili olmadı? Niçin dünyanın her yerinden insanlar gerçekten tehlikeli, kirli ve icabında yıkıntı altında kalarak insanın canını talep eden kurtarma çalışmalarına akın akın koştular? İşte bu sorunun cevabını tam bilemediklerini, ancak bütün insanların zengin veya fakir Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde üst sıralarda yer alan manevi tatmin sağlayıcı faktörlerden daha fazla etkilendikleri genel tesbitini yaptıklarını söylüyor. Bu tesbitin yıllarca üzerinde çalıştıkları spordaki motivatörleri iş hayatına uygulama çalışmalarını daha da güçlendirdiğini söylüyor. Ve seminerin sonlarına doğru bu söylenenlerden hareketle işimize insaniyetimizi kattığımız oranda başarılı olabileceğimizi kesin bir dille ifade ediyor: “Kapa çeneni, işini yap” döneminin bittiğini söylüyor Dr. Kondo. Gelin işimiz fobimiz (korkumuz) değil, hobimiz olsun, diyor. Sizce de öyle değil mi? Her türlü bürokratik engele rağmen KOBİ’lerimizin başarısı işlerini hobi olarak yapmalarından değil mi? Biz işimizin altında ezileceğimize iş bizim altımızda kalsın. Bilmiyor muyuz? Kişilerle değil işiyle uğraşan insanlar seviliyorlar... Sizi bilmem ama geç de olsa benim yaptığım iş hobim... Hobiniz olunca; ne kızmaya, ne pazartesi, cuma sendromuna, ne asık suratlılığa gerek kalıyor. Her şeyde daha esnek, daha gönüllü, daha sevimli, daha yumuşak olmaya başlıyorsunuz. Mesela mesaide 09:00 Ğ 18:00 arasına sıkışarak değil, bazen gece, bazen de cumartesi pazarınızı işe ayırabiliyorsunuz. Unutuyordum, evde neşeniz yerine geliyor. Bütün bunları bir yana bıraksak bile Japon Kondo’ya kulak vererek denemeye değmez mi? Bence değer. Ya siz ne dersiniz? Yarın ne olur! İşe giderken kalbinizi, beyninizi ve ruhunuzu evde veya vestiyerde bırakmayın. Birlikte götürün. “Ne değişecek?” diyenlere: Göreceksiniz çok şey değişecek... İnsaniyetimizi işimize daha çok katabildiğimiz günler dileğiyle..
HAFTANIN Röportajı ‘İşiniz hobiniz olsun’ Kondo kimdir? Ord. Prof. Dr. Kondo, Japon Bilimciler ve Mühendisler Birliği danışmanlığı, Japon Kontrol Derneği başkanlığı ve Uluslararası Kalite Akademisi başkanlığı gibi görevlerde bulunmuş ve kalite alanındaki üstün çalışmaları nedeniyle Deming Ödülü (1971), Kalite Yazılım Ödülü (1967 ve 1993), E.L. Grant Ödülü (1977) ve Tanigava-Harris Ödülü’ne (1981) layık görülmüştür. Bu sayfada ilk konuğumuz JUSE danışmanlarından Dr. Yoshio Kondo. Sayın Kondo ile Japon Kalite Yönetimini ve motivasyonun yerini konuştuk.
Bir işletmede motivasyonun yeri neresidir? Motivasyon bir işletme için ne kadar önemlidir?
Kalite insanlar tarafından kullanılır ancak kaliteyi oluşturan da yine insandır. Kaliteyi kullanan insanların memnuniyeti işletme için çok önemlidir. Bu memnuniyeti sağlamada kaliteyi oluşturanlara olumlu bakış açısı, çalışma şevki ve motivasyonlarını artırma önemli bir adımdır.
Bir işletmede çalışanlar kendilerini nasıl motive etmeli? Aynı şekilde, yöneticiler kendilerini ve çalışanlarını nasıl motive etmeli?
Yönetici çalışanlarını motive etmekten çok önce kendi motivasyonunu sağlamalıdır. Kendi motivasyonunu en üst düzeyde sağlamayan bir yöneticinin çalışanların motivasyonuna katkıda bulunması mümkün değildir. Ayrıca insanlar özelliklede gençler “kontrol”ü ve bu kelimeyi anlam olarak içeren “yönetim”i reddetmektedir. İnsanlar kendilerine liderlik edilmesini istemektedir.
Yöneticilerin veya takım liderlerinin çalışanlarını veya takım üyelerini motive ederlerken yapmaları ve kaçınmaları gereken hususlar nelerdir? Çalışanları motive etmenin “olmazsa olmazları” nelerdir?
İnsanların verimli olabilmesi, çalışmak için olumlu bir istek duymaları ile yakından ilgilidir. Hepimiz kendimize özgü karakter özelliklerine ve davranışlara sahip farklı bireyleriz. İnsanlar “standart olmadığı” için, herkese etkili olacak tek bir standartlaştırılmış motivasyon tekniği uygulamak oldukça zordur. Ancak farklı karakterlere sahip olsalar da insanlarda ortak olan bazı şeyler vardır. Farklılıkların altını çizmek yerine, bu ortak unsurları açıklığa kavuşturmak ve bunları motivasyon ve çalışma şevki açısından temel olarak kabul etmek gerekir.
Bir Japon işçisini ve bir Amerikan veya Türk işçisini motive etmekte kullanılan faktörler arasındaki benzerlikler ve farklılıklar nelerdir?
İnsanların karakterlerindeki ya da ülkelerin kültürlerindeki farklılıkların vurgulanması, standartlaştırılmış işlemleri veya yönetim sistemlerini uygulama zorluğunu inandırıcı kılar. Çünkü bir insanı ya da bir halkın kültürünü değiştirmek çok zordur, büyük zaman ve çaba gerektirir. Ancak farklılıkları vurgulayarak görevimizin ne kadar zor ya da imkansız olduğunu ispatlamaya çalışmak anlamsızdır.
Çalışanlarını iyi motive edebilen yöneticilere sahip olan veya olmayan işletmeler arasındaki farklar nelerdir?
Çalışanların gönüllü ve yenilikçi katkılarını sağlamak kolay değildir. Yöneticinin paranın dışında etkili motivasyon araçları geliştirmek için kafa yorması gerekir. Ancak motivasyon çalışanların “ellerinden gelenin ötesinde” katkılarını sağlamada tek yoldur.
İş, çalışanlar için nasıl bir oyun haline getirilebilir?
İnsan hayatı çalışma ve oyundan ibarettir denilebilir. Eğitim düzeyi yükseldikçe ve hayat standartları iyileştikçe çalışmayla ilişkili olarak paranın değeri hızla azalır. Çalışma ile paranın ayrılması olgusu güçlendikçe çalışma ile boş zaman arasındaki ayrım da muğlaklaşır. Spor, boş zamanlarla ilgili tipik bir faaliyettir. İş kimi zaman can sıkıcı bir hale gelir, ancak spor insanı yemekten ve uyumaktan alıkoyacak biçimde eğlencelidir. Sporu bu kadar eğlenceli kılan öğeleri saptar ve bunları işimize dahil etmek için aktif adımlar atarsak, çalışmamızda şevkli bir hale gelir. Spordaki haz kaynakları; gönüllülük, öngörülmezlik, gerilim ögesi, ritim, adil karşılaştırma, dolaysız sonuçlar, çaba, beceri, takdir ve manevi doyumdur. Bunları derinlemesine incelediğimizde çalışmaya uygulanmasının mükemmel sonuçlar vereceği kesindir. Spor tüm kültürel ve sosyal farklılıkların ortadan kalktığı nadir alanlardandır. İnsanların ortak noktalarını, ortak heyecanlarını ortaya koyar.
- En önemli kural: Kaliteyi geliştirince; maliyet düşer, verimlilik artar. - Başkalarından önce kendinizi yönetin. Eğer kendinizi yönetirseniz, yöneticiliği bırakıp liderliğe geçersiniz. - İnsanlığımızı işe katmak çok önemli. - Çalışanı fikir üretmeye teşvik et. - İnsanları motive etmek istiyorsan ilk önce kendini motive et. NE Demişler? “İyi bir iltifat beni iki ay idare eder.” Mark Twain Seminerden notlar... 80’lik bir delikanlı olan konuşmacı, seminer boyunca ayakta kaldı ve katılımcılarla göz temasını sürdürdü. Tecrübesi, bilgi birikimi ve ülkesinin ekonomik ve teknolojik üstünlüğüne rağmen kendisi olgunluk ve tevazusu ile dikkat çekti. Bilmediğine bilmiyorum diye cevap verebilme olgunluğunu gösterdi. Türkiye’de birçok kuruluş gereksiz bir rekabet halinde oldukları halde, MESS, İ.d.e.a. ve MEV güzel bir işbirliğini gerçekleştirdiler. Tabii ki bu işin mimarları, üç teknokrat. Av. İsmet Sipahi, Yalçın İpbüken ve Vefik Evin. Ayrıca, bu kuruluşların başındaki liderlerini de buna eklemek gerekir. Birçok eğitim ve danışmanlık kuruluşu arzu ettiği hedefi tutturamazken bu işbirliği ile seminere 400 Dolar ödeyerek (1günlük) 150’nin üzerinde kişi katıldı. Her Pazar 10. Sayfada... Televizyonda “İş Dünyamız” programı izleyecilerinden en çok “Programdaki konuşmalar uçup gidiyor. Bunları gazetede değerlendiremez misiniz?” teklifleri almakta idik. İş çevrelerinden aldığımız istekler, bize tam 52 hafta boyunca 5. sayfada sizlerle birlikte olma cesaretini verdi. Bundan böyle 10. sayfadan devam edecek “İş Dünyamız” sayfası ile yine çözüm üreten, mevcut problemlerin, darboğazların, çıkış yollarının arandığı ve yeni gelişmeler karşısında alınması gerekli tedbirlerin yer aldığı bir yönetim sayfası olmaya gayret edeceğiz. “Ülkelerin rekabet gücü şirketlerin rekabet gücüne” dayanıyor. “Şirketlerin rekabet güçlerinin de çalışanların rekabet gücüne” dayandığını biliyoruz. Bu düşünceden hareketle, esas olan işletme bazında rekabet gücünün artırılmasıdır. Bu sebeple, kişisel kalitenin, mesleki bilgi, beceri ve yeteneklerin geliştirilmesine katkıda bulunmak önemli olmaktadır. Biz takım arkadaşları olarak birbirimizi seviyoruz, birbirimize güveniyoruz, bu sebeple ortada bir eser varsa bu da onun eseri. Bu açıdan bakıldığında takımımız bir pratik topluluk örneği olmuştur. İş Dünyamız takımı olarak TGRT’de 111 bölüm “İş Dünyamız” programını gerçekleştirdik. Program yönetmenimiz Hakan Karadöl’le birlikte oluşturduğumuz takım gerçekten tempolu çalışmıştı. TGRT FM’de Melih Arat ile birlikte takımımız 65 bölüm program yaptı. Ayrıca Aktif İnsan’da bu güne kadar takımımızın 60’a yakın inceleme makalesi yayınlandı. Şimdi de sizlere sesleniyoruz. Bütün bu çalışmalarda “İş Dünyamız” takımı olarak misyonumuz yani varlık sebebimiz; işletmelerimizin yönetimde etkililiğini artırmak, genç girişimcilerimizin yeteneklerini geliştirmek.. Her alanda insanımızın mevcut kişisel kalitesini ortaya çıkararak değişime ayak uydurmasına katkıda bulunmayı vazgeçilmez prensip kabul ettik. Ayrıca “Etkili Yönetim, Liderlik ve Takım Çalışması” konuları çalışmamızın daima odak noktasını teşkil etti. Özetle; öğrenen bir organizasyon olmak ve pratik bir şirketi oluşturan esaslar hep faaliyetlerimizin çerçevesini belirledi. “Yönetim ve Yöneticilik” konusundaki problemlerinize birlikte çözüm aradık, sizlerle birlikte düşündük, araştırdık ve öğrendik. Öğrendiklerimizi de yine sizlerle birlikte paylaştık. “Bilgi paylaşıldıkça artar” kuralını yaşayarak öğrendik. Bugüne kadar takım olarak otuzun üzerinde seminer gerçekleştirdik. Bu yolculukta, Genel Yayın Müdürü’müz Kenan Akın Bey ile yazıişleri ve teknik ekibinin teşvik edici tutumları ve daima destek olacakları sözü de bizi son derece rahatlattı. Kendilerine takım arkadaşlarım adına gönülden teşekkür ederim. “İş Dünyamız” ekibi öğrenen bir takımdır. Okuyucusundan, çevresinden öğrenerek kendini geliştirir. Bu sayfanın her hafta bir öncekinden daha doyurucu ve ilgi çekici olması için de gayret gösterecektir. Birbirinden haberdar, duygu ve gönül birliği içinde, hedefe odaklanmış olan takımımız ile bu sayfada bilginin paylaşılması için çalışacağız. M. Emin Öztürk ve M. Fatih Oruç ile bu alandaki gelişmeleri haftada bir sizlere aktarmaya gayret edeceğiz. En büyük desteğin okuyucumuz olduğu bilincinde olarak, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağız. “İş Dünyamız” ekibi olarak Türkiye Gazetesi’nin sıcacık ortamından, sıcacık sevgiler sunuyoruz.
TECRÜBE Konuşuyor “Bir Genel Müdürün, tarif edilen işin dışında, kuruma getirebileceği en iyi şey pozitif duygularını beraberinde getirmesidir.” Max Depree
Adı: Motivasyon El Kitabı Yazarı: Gisela Hagemann Yayımlayan: Rota Yayınları (0 212 273 01 23) Yükselen verim, esnek uygulamalar, azalan devamsızlık, artan kalite, her zamankinden daha iyi bir müşteri servisi... İşte iyi motive olmuş bir işgücünün getirecekleri. Örneklerle zenginleşen kitapta, iletişim becerilerini geliştirmeye ve verimi artırmaya yönelik yirmiden fazla alıştırma var.
Kitap Köşesi Adı: Kendinizi ve Başkalarını Motive Etmenin 1001 Yolu Yazarı: Sang H. Kim Yayımlayan: Timaş Yayınları (0 212 513 84 15) Hayallerinize giden yolda ilk adımı bir türlü atamadınız mı? Daha üretken, daha sorumlu, daha başarılı mı olmak isterdiniz? Ertelemeden sağlam kararlar mı vermek istiyorsunuz? İlk adımı atmak için küçük bir motivasyona ihtiyacınız var. Bu eser, sizi başarıya götürecek ve etkili olduğu ispatlanmış motivasyon yollarını gösteriyor.
Çalışandan Yöneticiye -Beni dinle, -Beni sevdiğini hissettir, -Bana güven, -Benimle ilgili konularda, benim de gürüşümü al, -Banan inan, -Yaptığım iş için imkân, mekan ve zaman ver, -Teşekkür ve takdir etmesini bil, -Yapılan bir hata veya yanlışlıkta hüküm vermeden önce beni dinle, iyi niyetle ve hoşgörü ile yaklaş, -Yapılacak işler ile ilgili emir veren değil yardım eden, destek olan, rehberlik eden ol, -Yaptığım işi geliştirmem, kendimi geliştirmem ve yerime arkadaşlar yetiştirmeme imkân tanı, -Yaptığım işin bir takım işi olduğuna inanarak kendini de bu takımın bir üyesi olarak gör. Herhangi bir çalışan
Önce motivasyon
Bir işi başarabilmenin birinci kuralı, o işi gerçekten yapabileceğine inanmaktır. Bir düşünürün dediği gibi “Yapabileceğini düşünen yapabilir, yapabileceğini düşünmeyen yapamaz” bu değişmez bir kanundur. Ancak şurası da bir gerçektir ki bir işi yapmakla, o işi yapmayı istemek arasında çok ciddi fark vardır. Birincisinde mecburiyet diğerinde ise isteklerimiz ön plândadır. Gerçekten zaman zaman hepimiz çok gönüllü olmayarak bazı işleri yapmak zorunda kalıyoruz. Bu bazen bir ev işi olabileceği gibi, derslerimiz, hazırlanması gereken bir rapor, katılınması gereken bir toplantı vb. olabilir. Kısacası bu dünyada hepimiz ister istemez yoğun bir çalışma temposunun içindeyiz ve ayakta kalabilmek için de çalışmak, üretmek, sonuçlandırmak hatta tüm bunlar olurken de rakiplerimizle aradaki mesafeyi açmamak zorundayız . Biz, çok istekli olmadığımız işlerin de üstüne giderek sınırlarımızı zorlamak mecburiyetindeyiz. Zira ders çalışılmadan diploma alınamıyorsa, iş yapılmadan temiz evde oturulamıyor, çıraklık yaşamadan, bir işin inceliklerini öğrenmeden de yönetici, usta olunamıyor. Buradan da anlaşılacağı gibi, başarı; sadece içinde bulunduğumuz mevcut durum değil, daima ilerlemek için gayret sarfetmek ve bu yolda karşılaşılan engelleri aşmaya çalışmaktır. Thomas Fuller’in dediği gibi “Kolay olmadan önce herşey zordur” ve başarının onuru zorluğuyla derecelendirilir. Peki bütün bunlar için ihtiyacımız olan itici güç nedir? Cevap oldukça basit: İnanç ve inancımızı harekete geçirecek kuvvet yani MOTİVASYON...
Başarı isteğini nasıl ortaya çıkarabiliriz?
B aşarmak için gereken istek, içimizden gelir ve motivasyon da bu işten zevk almamızı sağlayan bizi harekete geçiren en önemli güçtür. O halde hepimiz öncelikle iç dünyamıza küçük bir yolculuk yapalım, bizde daima var olan ve aslında küçük bir kıvılcım bekleyen başarı isteğimizi ortaya çıkaralım, başarı için kendimizi motive edelim.... Nasıl mı? Çok basit, bildiğiniz birkaç noktayı yeniden canlandırarak... øHedeflerinizi gözden geçirin Kendinize sorular sorun. Hayattan ne bekliyorsunuz? Sizi mutlu eden şeyler nelerdir? Bu soru çok önemli zira mutluluk, içinde bulunulan durumdan hoşnut olmaktır ve aslında birşeylerin peşinde koşarken asıl yakalamak istediğimiz şey mutluluktur. Bunun için ne istediğinizi bilin, enerjiniz, azminiz bir amaca yönelik ulaşılabilir nitelikte açık ve net olsun. Unutmayın aslında sağlıklı her insanın içinde istediklerine ulaşabilecek güç vardır. İnsanlar arasındaki tek fark, bazıları bu gücü ortaya çıkarmak için büyük çaba, bazıları da ağustos böceği misali kendini harcar. øAmacınıza kenetlenin Amacınız daima aklınızda olsun, dünyaya gören gözlerle bakın ve zamanınızı boşa harcamayın. Plânlı olun, bugün bu işler bitecek, şu açıklar giderilecek, şu kaynaklardan yararlanılacak gibi.. øDünyaya olumlu gözle bakın Hayatta karşılaşılan aksilikler hepimiz için geçerlidir. Edison örneğini unutmayın, ampulün keşfinde 10 bin kez denedi ve yine de yılmayıp amacına ulaştı. Olimpiyat dereceli bir çok sporcunun hayatı da sürekli denemeye ve bir adım ileriyi hedeflemeye yöneliktir. Siz geliyorsunuz diye herkesin çekilip, size yol vereceğini düşünmeyin; şayet siz isterseniz o yolları iradeniz ve aklınızla kendiniz açarsınız. Yaptığınız işlerin ağır olmadığını, sizi geliştirmek için bir fırsat olduğunu düşünün; sorunlar yerine fırsatlar hakkında konuşun. øSürekli öğrenme, prensibiniz olsun Geleceğe emin adımlarla ilerleme ancak eğitimle mümkündür. Her şeyin hızla değiştiği ve ilerlediği dünyamızda biz de varlığımızı, gelişmeleri takip edebildiğimiz sürece koruyabiliriz. Aksi halde arkamızdan gelenlere yol vererek geçen bir ömrün içinde belki de harcanır gideriz. Bilgi en önemli güçtür ve emin adımlarla yürüyebilmenin tek silahıdır. øİnsan ilişkilerine büyük önem verin “Bir elin nesi var iki elin sesi var” atasözünde olduğu gibi takımın gücüne inanın; insanlara değer verin, onlara yardımcı olun ve icap ettiğinde yardım almaktan da çekinmeyin; kıskançlık etmeyin; çevrenizi genişletin; farklı sosyal gruplara girin. En önemlisi iradenizi asla kaybetmeyin, yılmayın. Çalışma hayatında da, okulda da başarı ne istediğini bilmekte ve bunu sonuna kadar devam ettirebilmekte saklıdır. İşte o zaman, ne istediğini bilenlere yol vermek için tüm dünya mecburen kenara çekiliyor...
“İnfial” yerine “motivasyon!!..”
Radyo ve TV aracılığıyla, güzel ülkemizin insanları, herhalde gelmiş-geçmiş en ağır ekonomik gündemi takip etmekte... Kulaklar, radyo bültenlerinde, gözler ise, gazete sütunlarıyla TV haberleri ve programlarında!... Evlerde, işyerlerinde, yolda ve her yerde, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik darboğaz konuşulup tartışılıyor... “Ekonomik Kriz”le ilgili gelişmelerin en canlı aktarım merkezleri ise elbette Radyo ve TV kanalları!... Millet, dakika başı “Güzel ve umut dolu bir haber duyacağım” niyetiyle medyaya kilitlendi... Ancak maâlesef korkulan başımıza geldi!... Esnafın haklı feryadı -bu arada provokasyon- doların çıldırması, borçlar-alacaklar ve içinde bulunduğumuz akıbeti meçhul “girdap?!...” Ya motivasyon nerede kaldı?!... Kişisel motivasyonların sona erdiği durumlarda, bizleri yönetenlerle yönlendirenlerin, medya aracılığıyla, ekonomi kadar dibe vurmaya yüz tutmuş moralini, kimler düzeltecek?!... Elbette ki gene medya kuruluşları aracılığıyla, ya bizi yönetenler ya da olanca güçleriyle ve aklı başında girişimleriyle “Sivil Kuruluşlar!...” Gördüğüm kadarıyla TRT, eskiye oranla kendini toparladı ve elinden geleni yapıyor!... Ama daha fazlası gerek!... Yeni çehresiyle. TRT 1, 2, 3 ve 4; kültür-sanat, spor, haber ve nostalji programlarıyla atakta!... Kumanda aleti elinizde... “Sağduyu”nuz aracılığıyla istediğiniz kanalı ve programı izleyip yararlanma ve motive olma özgürlüğüne sahipsiniz... Merak etmeyin, zaten 26 Nisan’daki kanal ve frekans ihalelerinde “Dananın kuyruğu kopacak!...”
TV kanallarında yaz uykusunun başlamasıyla birlikte abuk-sabuk yarışma programları da peydahlanmaya başladı... Kış uykusu yetmiyormuşçasına şimdi de yaz uykusu... Evir-çevir ve defalarca tekrarla yerli ve yabancı film ve dizileri... RTÜK yasa tasarısının veto edilmesiyle birlikte TV kanalları gene yaşadı bir-iki dönem daha... İşine geldiği gibi yayıncılık anlayışını, gene kendine göre uyarlama fırsatının zamanıdır; “Tazıya tut, tavşana kaç” misali... Nitelikli filmlerden, dizilerden, yarışma programlarından, objektif habercilik anlayışından, motive edici tartışma programı ve açık oturumlardan, güzelim Türkçemizin sergilenmesinden, sanat-kültür ve eğitim programlarından, gene boşvermişlik fırsatıdır bu zaman... Yani kim ne söylerse söylesin, kendi bildiğini okumaktan bir türlü vazgeçmeyen bir yayıncılık anlayışı?!... Seyirciye gerçek anlamda gına gelmesine rağmen, inatla ekrana gelen niteliksiz yapımlar!.. Yoz bir döngü mü, fâsit bir daire mi, takılmış bir plak mı?... Ne derseniz deyin, sorumsuzların inadı, izleyiciye karşı insafsızca sergilenmeye devam ediyor!!... “Bir ülkede ekonomi kötüye gittiği zaman, herşey kötüye mi gitmeli” diye sormadan edemiyorum... Olumsuz tablolar karşısında “Motivasyon” olgusuna ne oldu? diye bir önemli soru daha geliyor aklıma... Kurtuluş Savaşımız, İstiklâl Marşımız geliyor hemen aklıma “Motivasyon” denildiğinde... Gelgelelim günümüz TV kanallarımızda bu “Motivasyon” olgusunu hiç mi hiç bulamıyorum!!... Bulmak bir yana bu önemli kavramın yok edilişini takip ediyorum, birçok izleyiciyle birlikte... Öte yandan da “Dilini kaybeden bir millet, herşeyini kaybetmiştir” diyen merhum Peyami Safa’nın sözleri de geliyor aklıma!...
Patronların müşterileri Bir sohbetimiz sırasında alanında başarılı bir iş adamımız şunu sordu: “Acaba çalışanların patron olarak bizden beklentileri nelerdir?” Biz de hemen bu konuyla ilgili henüz bitmiş bir çalışmamızı özetledik. Sizinle de paylaşmak istiyoruz. Bildiğiniz gibi sadece iş sahiplerinin değil her çalışanın başarılı sayılabilmesi için tanımlanmış olan iş standartlarını yerine getirmiş olması gereklidir. Bir patron için böyle standartlar var mı dersiniz? Genellikle işini büyütmüş, kısa zamanda bir yerlere gelmiş, parasını iyi değerlendirmiş iş sahipleri başarılı sayılır. Master düzeyindeki öğrencilerimize yaptırdığımız bir araştırmada yüzlerce çalışana başarılı bir patronda görmek istedikleri en önemli özellikleri sıralamalarını istedik. Birbirinden habersiz çalışanların ortak vurgusu bir noktada buluştu. Başarılı iş sahibinde istenen başlıca özellikler; (1) İnsan ilişkileri, (2) Başarı güdüsü, (3) İş bilgisi, (4) Girişimcilik biçiminde sıralandı. Gördüğünüz gibi anahtar belli: İnsan. Gerçekten de iş sahiplerinin çoğunun bu anahtarı yeterince kullanamadıklarını görüyoruz. İş ortamında, işe, teknolojiye, yapıya, kazanılan paraya vb. verilen önem ve ayrılan zamanın insana ayrılmadığını görüyoruz. Dikkat edileceği üzere girişimcilik ve iş bilgisi de gerekli ve önemli; ancak yeterli değil. Lider iş sahibinin başarılı olma arzusunun yüksek olması ve daha da önemlisi insan ilişkilerinde usta olması beklenmektedir. Sabahları çalışanından önce işine gelen, onları müşterileri gibi gören ve bu kaygı ile onları motive eden, işlerinden önce onları gören, bağımsız bir kişilik olarak saygı duyan, hangi işi yapıyor olursa olsun ona değer veren ve önemli olduğunu hissettiren, yeri geldiğinde babacan veya bir arkadaş olabilen, kendisini farklı bir dünyanın insanı gibi görmeyen, işle ilgili bir imza için çalışanı gereksiz yere yokuşa sürmeyen, sürekli gelişme arzusuna sahip... iş sahipleri, bu sihirli anahtarı keşfetmiştir. İş ortamında insanları yanınıza aldığınızda aşamayacağınız engelin olmadığını gösteren yüzlerce örnek olay vardır. Esasında iş sahiplerinin çoğu da bu gerçeğin farkında ve buna inanıyorlar. Ancak pek azı bu kaygıyı uygulamaya aktarabilmektedir. Aslında insanları anlamak ve dünyalarına girmek küçük bir çaba ile gerçekleşebilir ama bunu istemek gerekir. Çalışanların ister iş sahibi ister profesyonel yönetici olsun, amirlerinin psikolojilerinden etkilendikleri ve bunu işe yansıtabildikleri bilindiğine göre “parasını veriyoruz tabii ki çalışacak” anlayışının çok geride kaldığı ve yetersiz olduğu açıktır. Bizim önerimiz iş sahiplerinin çalışanlarını müşterileri gibi görmeleridir. Bu müşterilere verilen hizmetlerin (motivasyon, hoşgörü, değerli hissettirme, iş tatmini sağlama, kararlara katılma, aileleri ile ilgilenme vb.) başarısı, müşterileri mutlu edecek ve işe bağlayacaktır.
.
Motivasyon Teknikleri hakkında açıklamalar Motivasyon Teknikleri konusunda bilgiler Motivasyon Teknikleri hakkında Basında Çıkan Haberler
| |