|
Yöneticilik Nedir
Sigortalardan.com
Şirket Haberleri Yöneticilik Nedir
Sigorta Şirketleri,Yöneticilik Nedir
Organizasyonun kalbi Yönetici
16 Ekim bütün dünyada “Yöneticiler Günü” olarak kutlandı. Çalışanlar, yöneticilerinin gönüllerini alıyor. İşletmelerin, organizasyonların kalbi niteliğinde olan yöneticiler; yılda bir gün de olsa çalışanları tarafından hatırlandı. Yöneticiler Günü sebebiyle İş Dünyamız olarak bizde yönetici konusunu mercek altına alarak bu hafta sizlerle birlikte yöneticilikte başarıyı inceleyeceğiz. İş dünyasında şirketler ayakta ve hayatta kalabilmek için iyi yöneticiler aramakta veya başka şirketlerden transfer etmekte. Bazı şirketler ise yöneticilerini kendi içerisinden yetiştirmekte böylece yoğun bir yönetici yetiştirme programı uygulamakta. Bunun için yapılan eğitim ise bir yatırım olarak kabul edilmekte. Yönetim alanında yayın yapan kuruluşlarda ise başarılı yöneticinin sırları en çok aranan ve okunan kitaplar arasında yer almakta. Yönetim otoritelerinin bu alandaki seminerleri ise en çok talep edilen seminerleri teşkil etmekte. Her şirketin olmazsa olmaz şartı bir yöneticiye sahip olması. Bu açıdan o kuruluşun temsilcisi, çalışanların önderi, alınan kararların son onay yeri olması sebebiyle yöneticiler organizasyonun kalbi özelliğini taşımakta. Bu sebeple, çalışanları tarafından hatırlanmak değer verildiğini görmek yöneticileri mutlu etmekte. İş dünyasında çalışanlarını iyi motive edebilen, onların heyecan ve heveslerini kırmadan yönlendirebilen, problemlerinde çözüm ortağı, zor anlarında rehber ve danışman olan yöneticiler gerçekten çok büyük bir yükün altında. Yan sütunlarımızda yer alan “Adı: Çeşme” yazımızdan da anlaşılacağı üzere çalışanlarına şevkat, iyi niyet, tevazu, sevgi, güven, cömertlik ve dürüstlükle yaklaşan yöneticiler vizyonlarını gerçekleştirebilmekte. İş dünyasında genel kabule göre; başarılı bir yöneticinin öncelikle iş sahibinin hedefini, vizyonunu tam olarak kavraması gerekiyor. Sonra İnsanlarla başarılı bir iletişim kurması arzu edilmekte. Ayrıca, danışacağı kişileri seçmesini iyi bilmesi ve mevzuata da tam olarak hakim olması beklenmektedir. Şirketlerini başarıya götüren yöneticilerin açık kapı politikası izledikleri görülmekte. Yanına yaklaşılması kolay olan bu yöneticiler çalışanlarına büyük bir samimiyetle inanmakta ve güvenmekte. Hiçkimseye sertlik göstermeyen, tatlı dilli ve güler yüzlü olan bu yöneticiler ayrıca, hiçkimseyi de tenkit etmemekte. İş dünyamız olarak bizde bütün yöneticilerimizin “Yöneticiler Günü”nü kutluyoruz. Temennimiz iş dünyasında bütün çalışanların; sevdikleri işte, sevdikleri arkadaşlarla ve sevdikleri yöneticilerle birlikte olması... Yöneticinin ajandası Sigarayı mutlaka bırakacağım. Düzenli bir şekilde spora başlayacağım. Komple sağlık kontrolünden geçeceğim ve sağlığımı koruyacağım. Daha az televizyon izleyip, daha çok kitap okuyacağım. Gelecek yaz tatile gideceğim. Sinirime hakim olup daima gülümseyeceğim. Sakin ve dikkatli araba kullanacağım. İnternet ve bilgisayarı çok iyi öğreneceğim. Yerime adam yetiştireceğim. İş’te kendimi lüzumsuzlaştıracağım. Başarının unsurları: Üniversiteden mezun olduğum ilk günden beri böyle büyük bir şirkette profesyonel yöneticilik yapmak fikri aklımdan hiç çıkmadı ve temel idealim oldu. Yöneticilikte eğitime her zaman önem verdim. Her şeye çok basit bakarım. Siyah-beyaz kadar net. Stratejimi belirler, prensiplerimi koyarım, prosedürüm zaten bellidir. Bir de uygulamaları sıkı takip ederim. İşleri paylaşmakta yani delege etmekte kişiye inanmaya çok önem veririm. Çünkü bir işi kişiye devretmek demek onun işe sizin kadar vakıf olması demek. Yani inanınca bırakırım. Üçüncü günde de verebilirim, hiç de vermeyebilirim. “Ortak akıl”a inanmak “Yönetici “ortak akıl”la hareket etmelidir. Düşünceleri birleştirerek bunlardan kendi aklından daha yüksek bir akıl yapma becerisine sahip olan herkes, bence bulunduğu kurumu, 2000’li yıllara 3000’li yıllara götürebilir. Eğer “ortak akıl”a inanmıyorsa, başkalarının akıllarının kendisinin aklından daha yüksek olabileceğine, akılların birbirine eklenebileceğine inanmıyorsa o insan ne kadar yetenekli olursa olsun bulunduğu kurumu daha ileri götüremez.”
Yöneticilerimizi nasıl yetiştirmeliyiz?
İş dünyasında başarı sağlayacak, ülkelerin geleceğine yön verecek uluslararası saygınlığı etkileyecek yönetici`lerin yetiştirilmesi fevkalade önemli bir konudur. Bu nedenle siyasal ve ekonomik güçlerini artırmak isteyen ülkeler yönetici eğitimine büyük önem vermektedir. Amaca varabilmek için sadece Amerika’nın geçen yıl 90 milyar dolar harcadığı ileri sürülmektedir. Avrupa Birliğinin de sözü edilen rakama yaklaştığı tahmin edilmektedir. Türkiye ise birçok alanda olduğu gibi bu konuda da çok geri kalmıştır. Üst düzey bir yöneticinin eğitimi için Türkiye’de harcanan miktar sanayileşmiş ülkelerdekinin yüzde birinden daha azdır.
Batı’da üniversiteler kendilerini iş dünyasının bir parçası olarak görmekte, eğitim yoluyla üretkenliği arttırmayı, refah düzeyini yükseltmeyi temel amaç olarak benimsemektedirler. Bu nedenle üniversiteler sosyal bilimler, mühendislik, sağlık, tıp fen vb konularında ihtisas programları hazırlayan, doktora derecesi veren kuruluşlar olarak kalmamakta, uygulamaya dönük alanlara da el atmaktadırlar. Örneğin konfeksiyon ihracatından ayakkabı üretimine, çimento sanayinden, demir çeliğe varıncaya kadar değişik iş kollarında çalışmalar yapmakta, danışmanlık görevi üstlenmektedirler. Birçok üniversite büyük kuruluşlar adına ulusal ve uluslararası piyasa araştırmaları yapmakta, finansal kaynakların bulunmasına ve kaliteli elemanların istihdamına yardımcı olmaktadır. Buna ilaveten Harvard, Chicago, Colombia gibi ünlü üniversiteler Avrupa’nın ve Uzak Doğunun belli başlı iş ve finans merkezlerinde kısa dönemli programlar hazırlamakta, farklı kültürlerdeki yöneticileri kendilerine çekmekte, etkinliklerini arttırmaktadırlar. Yönetim programlarının kapsamı ve kabul edilme koşulları da sürekli değişmektedir. Örneğin uluslararası kuruluşlara danışmanlık yapan öğretim üyelerine üniversitelerde fazlasıyla ilgi göstermekte ücretlerini arttırmaktadırlar. Eskiden parlak derecelerle mezun olan gençler Master ve Doktora programlarına rahatlıkla girerken artık uygulamada tecrübeli olanlar tercih edilmektedir. Master için zaman ayıramamasına karşın yenilikleri izlemek isteyen yönetiiler için akşam ya da hafta sonları özel programlar düzenlemektedir. Sözü edilen sistemi başarıyla uygulayan Londra Üniversitesi, bu yolla mevcut gelirini ikiye katlamıştır.
İş idaresi master programlarının (MBA) başarı dereceleri farklı yönlerden değerlendirmektedir. Değişen faktörleri göz önüne alan Financial Times’a göre dünyada en fazla talep edilen ve ideal yönetici programları hazırlayan, master ve doktora veren 30 kuruluşun 16’sı ABD’de 11’i Avrupa Birliğinde 2’si Kanada’da ve 1’i de Avustralya’dadır. Avrupa’dan sıralamaya 4 İngiliz, 3 İspanyol, 2 Fransız üniversitesi girerken birer kuruluş da İsviçre ve Hollanda’dan seçilmiştir. İlk 300’e bile giremeyen Türkiye’nin yeni stratejiler izlemesi artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Kaybettiğimiz zamanı telafi edebilmek, kısa sürede olumlu sonuçlar alabilmek için sanayi ve iş merkezlerindeki belli üniversitelerimizin finansal ve teknik açıdan desteklenmesi şarttır. Ayrıca Batıda olduğu gibi Türkiye’de de öğretim üyelerinin iş alemi ile ilişkilerinin geliştirilmesi, onların bu yönde teşvik edilmesi faydalı sonuçlar verecektir. Gerekirse yabancı üniversitelerin şöhretli hocaları istihdam edilmeli, onların tecrübelerinden yararlanılmalıdır. Devlet üniversitelerine daha fazla kaynak ayrılarak, özel üniversitelerle rekabet şansı artıtırlmalıdır. Az, öz fakat kaliteli eğitim esas alınmalıdır. Ancak bu yolla ülke yönetiminde görev alabilecek, uluslararası standartta elemanları yetiştirebilir, kamu kuruluşlarındaki seçkin yöneticileriyle konuya ilgi duyan yetenekli subaylarımızı yeni gelişmeler doğrultusunda eğitebilir, onlardan faydalanabiliriz. Bu nedenle ilgili kesimlerin her biri çağdaş yönetici programlarını kendi yönlerinde ele almalı geleceğe hazırlık yapmalıdırlar
YENİ çağda yöneticilik Bundan on yıl öncesine dek büyük şirketlerin yönetim kurulu başkanlarından söz edilince zihnimizde asık suratlı, sert, taviz vermez, dediğim dedik ve koyu renk takım elbiseli-kravatlı yaşlı insanlar belirdi. Dijital çağ, sadece yeni işlerin ortaya çıkmasında değil, şirketlerde yöneticilerin de niteliklerinde değişikliklere sebep olacak. Yeni çağın yöneticileri teknolojiden daha fazla istifade edecek. Daha tavizkar, daha az doğmatik, yeni düşüncelere açık, daha genç olacaklar. “İstikrar”dan ziyade “değişim”in üzerinde kafa yoracaklar. Bilgisayar teknolojisiyle beraber internetin iş süreçlerine getirdiği yenilikler sayesinde, yeni çağın yöneticileri çok hareketli olacak. Sürekli seyahat ediyor ve çok hızlı karar veriyorlar.
Vizyon sahibi olmak Yaşadığımız yüzyılın internet çağı olarak tanımlanması, bu çağa ilişkin değişiklikleri de beraberinde getiriyor. Yeni ekonominin imkanlarını kullanarak kısa sürede milyonlarca dolar kazanan günümüzün gençleri arasında şimdiden dolar milyonerleri çoğalıyor, lüks tüketim patlıyor. Zaten dünyanın önde gelen lüks tüketim markalarının satışlarındaki artış ve insanları rahat bir hayata kavuşturacak yeni ürünlerin ortaya çıkması dünya çapında zenginlerin sayısının arttığını gösteriyor. Piyasa araştırma şirketi Spectrem Group Başkanı William White yaptıkları araştırmada, bunların büyük bölümünü çalışan genç kesimin oluşturduğu sağduyu sahibi yeni zenginlerin oluşturduğunu ortaya çıkardığını söylüyor.
“Mobil” başkan! Yeni iş yönetiminde yapılan tespitlerde, işlerini tamamen mobil el cihazları ile yapacak bu yeni yöneticilerin yaşam tarzları ve iş yönetim biçimleri konusu şöyle: Geleceğin yönetim kurulu başkanlarının en önemli özelliği sabit bir yer yerine ellerindeki mobil cihazlarla ekiplerini yönetecek olmaları ve yatırımları yine mobil el cihazları ile yönlendirecek olmaları. Bol, bol kıtalararası yolculuk yapan ve işlerini yolculuk sırasında organize eden bu yöneticiler bu günün yöneticilerinden çok daha hızlı karar verecek ve vizyonları bu günkü yöneticilerden daha geniş olacak. Geleceğin yöneticisi zamanının önemli bir bölümünü video ve telefon konferansı yaparak geçirecek. Geleceğin yöneticisi mobil cihazlar aracılığıyla internetten bilgi almayı çok iyi bilmek zorunda. Giyeceği elbise, yöneticinin konumuna ve yaptığı işe uygun olacak. Yine gitgide tam gün çalışma alışkanlığının da ortadan kalkacağı ve “part-time” çalışanların sayısının artacağı tahmin ediliyor. Şirketlerin yatırımlarını ülke içerisinde yoğunlaştırmak yerine dikkatlerini uluslararası yatırımlara ve işbirliği arayışlarına çevirecekleri belirtiliyor.
Yepyeni bir ekonomi! 15 yıldan bu yana büyük bir değişim içine giren dünya ekonomisinin şekli, yönü ve biçimi değişti. Ekonominin yapısı, işleyişi ve kuralları yeniden tanımlanmaya başladı. Bu süreç ekonominin ismini bile etkiledi. Şimdi dünyada “yeni ekonomi”yi konuşuyor. “Yeni ekonomi” kavramı, son yıllarda üzerinde en çok tartışılan konulardan biri. “Yeni ekonomi” yenilikçi düşüncenin, teknoloji ile bezenmiş hizmet ve mal üretiminin hakim olduğu bilgi ve fikre dayalı bir ekonomi olarak değerlendiriliyor.
Beklenen patlama Bilişim dünyasında artık neredeyse takibi imkansız hale gelen gelişmeler yeni ekonominin patlama yapmasına neden oldu. Bilgisayar dünyasındaki gelişmeler beraberinde internet hizmet sunucusu şirketlerini, yazılım ve program üreticileri ile telekomünikasyon sektörünü ateşledi. Böylece “yeni ekonomi” adı altında bir söylem ile farklı bir ticaret şekli ortaya çıktı. Hepsi birbiriyle sıkı etkileşim içinde olan bu alan, son yılların en çok büyüyen sektörü olarak dikkat çekiyor. Son bir yılda bilişim sektörü Amerika’da, Avrupa Birliği ülkelerinde ve Japonya’da ortalama yüzde 12 büyüdü.
Değişim zorunlu hale geliyor “Yeni ekonomi”de şirketler değişime alışmak zorunda. Adından en çok söz ettiren kuruluşlar bilişim sektöründe faaliyet gösteren şirketler. Bu sektör sahiplerine büyük paralar kazandırdı. Kazandırmaya da devam ediyor. Sektörün kazancı büyük ama; riski de bir o kadar büyük. Yeni ekonomi aradaki sınırları ortadan kaldırdı. Ticaretin adını ve biçimini değiştirdi. Dünya ve ekonomi daha da globalleşti. Bankacılık işlemleri daha kolay ve hızlı yapılır hale geldi. Artık Amerika’daki bir şirketin ürününü satın alabilir, milyonlarca dolarlık iş bağlantıları yapabilirsiniz. Bunun için Amerika’ya gitmenize de hiç gerek yok. İnternetten o şirketin sayfasına girip gerekli işlemleri yapmanız yeterli. Toplumdaki herkes statüsü ve konumu ne olursa olsun internet’ten istediği işlemi gerçekleştiriyor. Zaman ve mekan hiç önemli değil.
Spor yöneticiliği
Ülkemizde spor yöneticiliği eğitimi bazı spor yüksekokullarındaki özel bölümlerde yapılmaktadır. Henüz birkaç yıldır mezun veren bu bölümler ihtiyacı karşılayamamaktadır. Bu durumda bir iki istisna dışında, seçkin kulüplerimizde bile, seçimle işbaşına getirilen yöneticileri uluslararası ve milli mevzuat konularında yeterince bilgilendirecek, özel eğitim görmüş ve tecrübeli eleman çalıştırılamamaktadır. Sonuçta, kulüp menejerliği ve şirketleşme gibi konularda ilgililer arasında kavram birliği dahi sağlanamamakta, kulüp yönetimi ve işlerinde önemli aksamalar, mesela çok sayıda yabancı futbolcu, teknik direktör ve antrenörle, hatta yurtdışına transfer olan Türk futbolcularla kulüplerimiz arasında ihtilâflar çıkmakta ve kulüplerimizin büyük mali kayıpları olmaktadır. Bizce, bir yandan GSGM ve federasyonlar zaman zaman yapılan spor yöneticiliği kurs ve seminerlerini yaygınlaştırarak sık aralıklarla sürdürmeli, bir yandan da üniversitedeki spor yöneticiliği bölümleri çoğaltılmalı ve bu konuyla ilgili olarak spor mevzuatında önemli değişiklikler yapılmalıdır. Bize göre, tüzel kişilerden dernek türünde olan bazı kurullar genel nitelikli Dernekler Kanunu’nun yanısıra Siyasi Partiler Kanunu, bazıları Ticaret Kanunu’nun yanında Sermaye Piyasası Kanunu ve Bankalar Kanunu, vakıf üniversiteleri genel kanunların yanında özel üniversiteler mevzuatına tabi olduğu gibi, spor kulüpleri de dernek olarak kalsalar da şirketleşseler de yönetim ve işleyişleri açısından genel kanunların temel hükümlerinin yanısıra Spor Kanunuyla veya Spor Kulüpleri kanunuyla özel olarak düzenlenmelidir. Fikrimizce, bu özel kanunda, spor kulüplerinde seçilmiş kurulların yanında özel hastanelerin başhekimleri, özel üniversitelerin rektör ve yardımcıları gibi, atanmış, belirli yüksekokul veya kurslardan mezun ve gerekli tecrübe ve niteliklere sahip profesyonel spor yöneticilerinin çalıştırılması öngörülmelidir. Bize göre, kulüplerin özel eğitim almış spor yöneticisi çalıştırmaları sağlanıncaya kadar da genel müdürlük ve federasyonlar, özellikle araştırma, planlama ve koordinasyon, hukuk, eğitim ve dış ilişkiler birimlerinin bu boşluğu doldurmak üzere özel çabaları sonucu çıkaracakları talimat ve genelgelerle kulüp yönetimlerini uygulamadaki aksaklık ve güçlüklerle ilgili olarak bilgilendirmeye ve yönlendirmeye özen göstermelidir.
Kokuşan yöneticilik Evdeki çocuğuna “Ne saygısız” diyen büyüklerin, çuvaldızı eline alıp, önce bir yerlerine saplaması gerekir... Sen, küçükken, her dediğini yaptığın, şımarık ağlamaları sonucu amacına ulaşan isteklerini anında karşıladığın çocuğuna, büyüdüğünde asla “Şımarık” diyemezsin... Hakkın yok buna... Tepene çıkarıp, üstünü ıslatmasını bile hoşgörü ile karşıladığın, bir giydiğini, bir daha beğenmediğini söylediğinde, koşup yenisini aldığın o çocuk, büyüdüğünde, sana ne etse yeridir... Çünkü ne ektiyse, onu biçer bizim insanımız... *** “Futbol Extra” bizim Tahir Kum’un, inanılmaz gayretlerini, çalışmayı seven, bu işlerin “üstat gençleri” ile omuz omuza verip çıkardığı ve 23. sayıya ulaştığı nefis bir dergi... Her sayısında Türkiye’yi sarsan, sporun hiç bilinmeyenlerini sayfalarına döken bu derginin son sayısı sıcağı sıcağı elimize geçtiğinde “Bakalım hangi bombalar, sporumuzun üstünde patlayacak” dedik... İlk yarıda, kulüplere çıkartılan “disiplinsizlik” faturasının bedeli 2.095.516 YTL. Bu dudak uçurtan rakamlar gösteriyor ki, haylaz futbolcu, yönetici ve taraftar, sporumuzu peşine takmış, kötü alışkanlıkların kol gezdiği, Beyoğlu’nun “arka sokaklarına” sürükler gibi götürüyor... Ama esas acı olan, spor kulüplerimizi yönetmek için uğraş verip, oturdukları koltuklara yapışınca, canavar kesilen yöneticilerin aldıkları cezaların bolluğu... Ligin ilk yarısında 55 idareci, 15 başkan, 3 başkan yardımcısı, 1 genel sekreterin ceza aldığını söylersek, bu, kimlerin “yönetici vasıflarının” bulunmadığının delili olmaz mı? Ağzından çıkanı, kulağının duymadığı, aklı sıra, kulübünün menfaatini korumak adına “saldırganlığın girdabına” kapılmış giden yöneticilerin bu bolluğu “vahim” değil midir? *** Tribünleri zaten küfürbazlara, rantçılara, stat mafyalarına bırakmış bir ülkede, bu işin manevi ve seyir zevkinden mahrum bıraktıklarımızın hayallerini söndürürken, hırsın ve kaprisin kurbanı olmayı hiç zafiyet saymayan yöneticilerin, yasaları takmaması boşuna değil... Aylarca hak mahrumiyeti (!) cezası almış bir yönetici, bu ayıba rağmen “Şeref Tribününe” yine giriyorsa, yine gazete ve televizyonlarda boy gösteriyorsa, bu işin sonunu düşünmek bile istemiyoruz... Yasanın sadece adının olması, yaptırımlarının hafifliği ve hâttâ verilen cezalardan kurtulma yöntemlerinin bolluğu yüzünden, biz hangi yöneticiyi susturabiliriz ki? Her maç sonrası, hakemlerden ve federasyondan asla mutlu olmayanların “medyatik” yanlarının kuvvetli olması ve bizlerin de onlara sütun ve zaman ayırıp fırsat tanımamız yüzünden, onlar Türk futbolunun içine, dışına “etmeye” devam edecektir tabii... Futbolun, artık sadece seyredilir bir oyun değil, işin temelinde büyük “rantın” yattığını düşünerek, her türlü çekişmeye açık olduğunu kabul edersek “yönetici” diye kulüplerin başına getirdiğimiz kişileri “rast gele” seçemeyiz... Ama “tek listelere” ve yağlı ballı vaatlere kananlar yüzünden “tulum” çıkaran kişilere teslim edilen Türk futbolunun, gidişatının, artık hiç de iyi olmadığını görmek zorundayız... *** “Spor Mahkemeleri’ni” henüz kuramamış bir ülkede, cezaları “sinek vızıltısı” gibi algılayan yöneticilerimiz, taraftara şirin gözükmek adına, suç işlerken bile mutluluktan havaya uçuyorsa, burada durmamız lâzım işte... Tahkim Kurulu’nu bir “Ceza İndirim Kurulu” gibi algılamak yüzünden, işin “cılkını” çıkarıp, medyayı bile takmayanların, ona hakaret edip tanımayanların, borç batağına sürükleyerek idare ettiklerini sandıkları kulüpler, bir “kredi kartı” mağdurundan farklı değildir... Denetimlerini bile, kendi aralarında büyük çelişkiler ve kelime oyunları aldatmacası içinde yapmak, artık her kulübün adet haline getirdiği bir sığınak oldu... Vergi yüzsüzlerinin bolluğunda “tereyağından kıl çeker” gibi kendilerini “Büyük yönetici” kabul edenlere “Dur” denmezse, sivri demeçleri ve ona buna saldırganlıkları, yasalar önünde “boyun eğmez” hale gelir... Prim tanınan her hareket, her söz “vurdum duymaz” hale gelmişse, işte o zaman kimselere “ağlama hakkı” doğmaz... Çünkü bizim bir yerlere getirdiklerimiz, bizim yetiştirdiklerimiz ve bizim ağızlarına baktıklarımızdan “şikâyet hakkımız” olamaz... Çocuğu şımartan biziz, sonra da “Ah bu ne yaramaz, ne asi oldu” diyen de biz... Artık diz dövme devri geçti... Ekonomiyi en iyi bilen, yöneticiliğin “masterini” yapmış, sevk ve idare hukukunu en iyi kavramış insanlara ihtiyacımız var... “İş olsun, torba dolsun” diye konuşmayı başarı ile “eş güdümlü” zannedenlerin, sadece kendilerine değil, sporumuza gönül verenlerin önlerinde “Berlin Duvarı” olmaya hakları yoktur... NOT: Fransa’da, bugün yürürlüğe giren “kapsamlı sigara yasağı” çerçevesinde, 175 bin “sigara polisi” devriye gezecek... Okul, fabrika başta olmak üzere, kamusal alanlarda sigara içenler tespit edilip, cezalandırılacak... Darısı, üzerinde “Sigara öldürür, süründürür” gibi ikazlara rağmen, tam gaz içime devam eden, bizim “tiryakilerin ve özenticilerin” başına...
Güzel tavsiyeler... Zaman hızla akıp gitmektedir. Hayat, bir koşturma şeklinde devam etmektedir. İnsanlar, günlük problemlerle boğuşmakta, geçim sıkıntısı had safhaya ulaşmaktadır. Sonuçta, toplumların büyük bölümü ciddi bir stres baskısı altına girmektedir. Okumak, öz eleştiri yapmak, kendimizi dinlemek, olaylara daha tarafsız gözle bakabilmek, müsbet enerjimizi geliştirebilmek, bugünün hayat tarzı içinde tavsiye edilebilecek sığınaklardır. Sayın okurlarımıza, ciddi yararlar sağlayacağına inandığım bir iki güzel kitabı özetlemekte yarar görmekteyim. Profilo Yayınlarının, “Yöneticiyi Yoldan Çıkaran Beş Tutku” kitabı, sade bir üslûpla, yöneticilere devamlı olarak yaptığı, klâsik hataları hatırlatmaktadır. Kitabın yazarı, Patrick Lencioni, Şirket Yönetim ve Geliştirme Danışmanıdır. Aynı zamanda da bir senaryo yazarıdır. Çok güzel bir üslûpla, bazı hatırlatmaları yapmaktadır. Yöneticilere şu soruları sormaktadır: 1-Yöneticinin amacı, şirketi başarıya götürmek midir, şahsi kariyerini ve mevkiini korumak mı? 2-Birlikte çalışılan kişilere sorumluluk vermek mi tercih edilmektedir, onlar tarafından beğenilme isteği mi ağırlık kazanmaktadır? 3 -Karar verilirken açıklık mı, kesinlik mi önem arzetmektedir? Bir vizyona sahip miyiz? Hata yapmayı, özür dilemeyi, “ben yanılmışım” demeyi göze alabiliyor muyuz? Kendimizden daha akıllı kişilerle çalışmayı becerebiliyor muyuz? 4 -Çalışırken başkalarının fikirlerinden yeterince yararlanabiliyor muyuz? Herkese konuşma hakkını sonuna kadar tanıyabiliyor muyuz? Popülerliğimizi kaybetme korkusuna kapılıyor, herkesle uyumlu olmaya mı çalışıyoruz? Fikirlerin uyumdan değil, farklı fikirlerden, ihtilâflardan doğacağını idrak edebiliyor muyuz? Açıklığı tercih ediyor, herkese gerekli bilgileri aktarıyor, onları aktif olarak devreye sokuyor ve sonra da hesap sorabiliyor muyuz? 5 -Birlikte çalıştıklarımızda güven duygusu uyandırabiliyor muyuz? Gerektiğinde kendimizi riske atabiliyor muyuz? Evet, bu tutkular, bu davranış biçimleri, yöneticilerin başarısına ciddi olarak etki yapan faktörlerdir. Kendimizi buna göre değerlendirebiliriz. Bir diğer faydalı kitap, Dr.Richard Carlson’un, “Huzurlu olmak istiyorsanız, ufak şeyleri dert etmeyin, hepsi de ufak şeylerdir...” (İfade edildiğine göre, bu kitap, ABD’de, bir yılda 5.7 milyon satmıştır.) Yazar, kitabında hayatımızla ilgili, (çoğu hepimizce bilinen, basit) tavsiyeleri dile getiriyor. Meselâ: 1-Kusursuzluk peşinde olmayın. Unutmayın ki, öldüğünüz zaman yapmanız gereken şeyler listesi, hâlâ dolu olacaktır. Kendi cenazenizde olduğunuzu düşünün. 2 -Sevgi elini uzatan, ilk siz olun. Sevgi kapasitenizi geliştirin. 3 -Ufak şeyleri dert edinmeyin. Kendinize sorun: “Bir yıl sonra bunun bir önemi olacak mıdır?” Rahat ve ılımlı insanların çok başarılı olamayacakları düşüncesini terkedin. 4 -Kimsenin cümlesini kesmeyin. Cümlesini siz bitirmeyin. Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun. Bırakın ilgiyi başkaları toplasın. Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün. Daha sabırlı olun. Sabır geliştirme egzersizleri yapın. Düşünün: “Hayat daima acil bir durum değildir.” İyi dinleyici olun. 5 -Rastgele iyilikler yapın, karşılık beklemeyin, kimseye de anlatmayın. Her gün bir dakika, teşekkür edecek birini, şükredecek olayları düşünün. Haftada bir, yürekten bir mektup yazın. Tanımadığınız insanların da gözlerine bakın ve gülümseyin. Gönlü bol olmayı, haklı olmaya tercih edin. Alçak gönüllü olun. İnsanlara sevginizi söyleyin. Davranışların arkasındakini görmeye çalışın. Masumiyeti görün. Karşınızdakini anlamaya çalışın. (İnsanları minik çocuklar, ya da 100 yaşındaki ihtiyarlar gibi düşünürseniz, hiç kızmazsınız.) 6 -Hayat bir sınavdır. Altı üstü bir sınav. Kendinizi iyi hissedince şükredin, kötü hissedince ılımlı olun. Hayatı melodram olarak görmeyin. Sahip olmak istediklerinizi değil, elde ettiklerinizi düşünün. Varlığınızı bütünüyle kabul edin. Başkalarını suçlamayın. Bulunduğunuz konumda mutlu olmayı öğrenin. Yüzünüz devamlı gülsün. Hayatınızı sevgiyle doldurun. Bitkileri, hayvanları da sevin. “Gerçekten önemli olan nedir? Her zaman daha fazla, daha iyi olur mu?” 7 -İlle de, herkesin derdini, kendi derdiniz yapmak, devamlı düşünmek zorunda değilsiniz. Herkesin size attığı topu, mutlaka tutmanız gerekmez. 8 -İç dünyanıza zaman ayırın. Bugünü son gününüz gibi yaşayın, öyle olabilir. Yüreğinizin sezgisine de güvenin. Bunların tümü bildiğimiz şeyler. Ama, uygulayabildiğimizi söyleyemeyiz. Devamlı abartır, herşeyi problem yapar, stresli bir ömür süreriz. Mutluluk, mutlu olmayı arzu eden ve buna gayret edenlerin hakkıdır.
Termos Tipi Yöneticilik Bilirsiniz. Yaz – kış kullandığımız termosların en büyük özellikleri; içine sıcak bir şey koyarsanız, onu sıcak tutması, sımsıcak tutması ama içinde soğuk bir şey koyarsanız, bu sefer onu da soğuk, sopsoğuk tutmasıdır.
Buradan hareketle, acaba yöneticilerimiz için bir model geliştirebilir miyiz diye düşündüm. Ve ‘Termos Tipi Yöneticilik’ diye bir kavrama ulaştım.
Yöneticilerimiz. Bizi yönetmeye talip olan fedakâr ve cefakâr zavallılar grubu.
Bir düşünsenize… Yöneticisiniz. Yöneticilik görevine uygun olarak aldığınız maaşınız, yönettiklerinizin aldıklarından kat be kat yüksek. Niye? Çünkü siz yöneticisiniz.
Onlardan daha iyi düşünür, onlardan daha iyi plan program yapar ve onlardan daha iyi karar alır ve uygularsınız.
Bir kriz anında, onlardan daha hızlı düşünür, daha fazla şey görür ve daha güzel tedbir alırsınız.
Bir fırsat anında, gizli avantajları, saklı güzellikleri ve potansiyel imkânları daha net algılar ve ona göre en uygun planı uygularsınız.
Yapılacak işleri onlardan daha iyi yoluna ve rayına koyar ve yepyeni iş imkânları yaratırsınız.
Bütün bu güzelliklerin içinde gizli olan ve yöneticiliği çekilmez kılan en önemli unsur ise, sistem eksikliği durumudur.
Çünkü bir yöneticinin en önemli yetkinliği, bütün bu yönetsel faaliyetlerini onun üzerine kuracağı sistem altyapısını inşa etmesidir.
Yani sistem varsa, yöneticilik nimet, sistem yoksa yönetmek başlı başına bir külfettir.
İş dünyasının bu en önemli unsurundan (sistem altyapısı unsurundan) yeteri kadar nasiplenmemiş normal yurdum insanı için, işte bundan dolayı yöneticilik bir nimet yerine külfete dönüşür.
Yönetici aldığı üç kuruşluk fazladan para uğruna, (ortada kurulu bir sistem bulunmadığı için) yaşamından fedakârlıklar yapmaya başlar.
Bu açıdan, bizde yöneticilik eşittir yaşam fedakârlığıdır.
Yaşam Fedakârlığı
Bir yönetici bizde işbaşı yaptığı zaman, tüm çalışanlardan daha erken işe gelir. 1994 seçimleri sonrasında iş başına gelen tüm Refah Partili belediye başkanlarının medyada övüne-gerine anlattıkları en önemli icraatları buydu, eğer hatırlarsanız. Beyefendiler tüm personelden daha önce işe geliyorlar, herkesten daha fazla çalışıyorlardı.
Ama bunu yaptıklarında, unuttukları ya da gözden kaçırdıkları bir husus vardı; Yaşam Fedakârlığı. Belediyeye ayırdıkları her fazladan vakit, evlerinden, eşlerinden, çocuklarından, akraba ve dostlarından çaldıkları bir vakitti.
Yönetici olduklarında, daha fazla mesai, daha fazla iş hâkimiyeti, daha erken mesai, daha verimli çalışma prensibi şeklinde özetlenen yönetim felsefeleri, modern yönetim ilkelerine uymuyordu.
Stephen R. Covey; ‘Önemli İşlere Öncelik’ kitabında ‘iş; kendini sizin ofiste bulunduğunuz süreye yayar’ diyor. İş kurnazdır. Sistemini kuramazsanız, ofiste 5 saat kalırsanız, yapacağınız iş kendini beş saate yayar. Ama ben sabah 11:00’de yurtdışına uçacağım diyorsanız ve iş bunun kesin bir karar olduğunu biliyorsa (ki hepinizin başına gelmiştir) bir de bakarsınız ki iş saat 10:30’da bitivermiş.
Temel yönetim ilkelerine uymayan bu davranış kalıbını sadece birçok yönden başarılı icraatlar sunan belediye başkanlarımıza has sanmayın sakın.
Bugün iş dünyamızın anlı şanlı holding patronları ve çok saygın yöneticileri de, aynı yönetim ilkesini ihlal ediyor.
Erken gelip, en geç çıkmak, sizi kurumunuza hâkim kılmaz. Sistemdir, sizi işinize hâkim kılan. Siz ofiste olmadığınız anlarda da yürüyen, yüksek ökçelerinizin sesine bağlı olmayan bir sistem. Ama yönetici, aldığı her fazladan kuruşa karşı bedel olarak; ailesini, sağlığını, mutluluğunu ve yaşamının diğer zevklerini feda etmiş kişi demektir, bizde.
Termos Tipi Yöneticilik
Yöneticinin fazla maaşı, makam arabası, şoförü, alımlı odası, cazdıraklı eşyaları ve göz alıcı kıyafetinin hepsi hikâye.
Çünkü büründüğü o kurt postu içinde gizli kalmış ve asla bir başkasına açıklayamayacağı, için için meleyen bir kuzucuk var. Özlemlerini, isteklerini, arzularını, şöyle biraz gönlünce yaşamayı, bastırılmış duygularına feda eder, bizdeki yöneticiler.
Peki, niye kine?
Çünkü bizdeki yöneticiler, termosun varlığından habersizdirler.
Termoslar. Bilirsiniz işte.
Yazın dondurma koyarsınız. Buz keser. Soğuk su koyarsınız. Buz gibi kalır. Kışın o kaynar salebi koyarsınız, sımsıcak tutar. Çay, kahve saatlerce aynı kıvamında ve sıcağında kalır.
Kalitesi kallavi olan termosların, içine ne koyarsanız onu muhafaza etme süresi de o ölçüde kallavi olur.
Dışından baktığınızda, Amerikan ordusunun kullandığı ve dünyanın en dayanıklı termosları arasında gösterilen ’Aladdin Stanley’ termosları gibi biçimsiz, çelimsiz görünebilir yönetici. Ama içi en yalıtımlı ve donanımlı camla-aynayla kaplı ise, içine koyulan bir şeyi olduğu gibi muhafaza etme şansı artacaktır.
Termoslar, ister alımlı, gösterişli, isterse de kaba saba ve çelimsiz görüntüleri ile bizim için vazgeçilmez bir ihtiyaç.
Termos tipi yöneticiler ise, bence en büyük ihtiyaç.
Dertlerimizi anlattığımızda, sırlarımızı paylaştığımızda, kaygılarımızı ilettiğimizde, o içimizi yakan dertlerimiz (buzdolabı moduna girmiş) yöneticilerimizde hiçbir anlam ifade etmiyorsa, onlarla çalışmanın, onlar için türlü fedakârlıklarda bulunmanın ne anlamı var?
Dertlerimi çözene kadar sımsıcak tutan yönetici lazım bana.
Ve duyduğunda insanın kanını donduran, buz gibi gerçekleri sunduğumda, o tüyleri diken diken eden dertlerimi (kaynar suda haşlamayıp) çözen bir yönetici lazım bana.
Sır verirsem, sırrımı muhafaza eden, derdimi paylaşırsam derdimle hemdert olan bir yönetici.
Gülersem benle beraber gülen, ağlarsam en azından gözleri, içi buz kesen termosların dış yüzeyinin terlemesi gibi, gözü buğulanan bir yönetici.
Şirketi gibi, sırrını da muhafaza eden bir yönetici.
Kaliteli. Yalıtımlı. Donanımlı.
Görüntüsüne bakılmaksızın, yetkinliği ve etkinliği yüksek düzeyde bir yönetici.
Termosluk vazifesini sadece personeli ve şirketi için değil, aynı zamanda kendisi için de yapabilen bir yönetici. İçine dost olarak koydukları hep dost kalan bir yönetici. İçindekini asla belli etmeyen, işi gereği kamufle eden, için için yanarken bile soğuk terler döken bir yönetici.
Sahi sizin yöneticilik tipiniz hangisi?
Termos tipi yöneticiliği hakkıyla yapıyor musunuz?
Yoksa sizin termos da su sızdırıyor mu, ara sıra?
.
Yöneticilik Nedir hakkında açıklamalar Yöneticilik Nedir konusunda bilgiler Yöneticilik Nedir hakkında Basında Çıkan Haberler
| |